3 Mart 2024 - 22 Şaban 1445 Pazar

ANA SAYFA | SURELER  | AYET KARŞILAŞTIRMA |KUR'AN'DA ARA! |FİHRİST | DOWNLOAD | MOBİL
Kullanıcı : Şifre :   Şifremi Unuttum    KAYDOL
Bakara Suresi 143. Ayet

Ayeti Dinle



Meal Ekle/Çıkar

Hepsini Göster/Gizle


Tercihinizin bir sonraki oturumda hatırlanması için giriş yapmalısınız.

Arapça Metin
Türkçe Transcript
Abdulbaki Gölpınarlı Meali
Abdullah-Ahmet Akgül Meali
Abdullah Parlıyan Meali
Ahmet Tekin Meali
Ahmet Varol Meali
Ali Bulaç Meali
Ali Fikri Yavuz Meali
Bahaeddin Sağlam Meali
Bayraktar Bayraklı Meali
Besim Atalay Meali (1965)
Cemal Külünkoğlu Meali
Cemil Said (1924)
Diyanet İşleri Meali (Eski)
Diyanet İşleri Meali (Yeni)
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
Diyanet Vakfı Meali
Edip Yüksel Meali
Elmalılı Hamdi Yazır Meali
Elmalılı Meali (Orijinal)
Emrah Demiryent Meali
Erhan Aktaş Meali
Hasan Basri Çantay Meali
Hayrat Neşriyat Meali
İlyas Yorulmaz Meali
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
İsmail Hakkı İzmirli
İsmail Yakıt
Kadri Çelik Meali
Mahmut Kısa Meali
Mahmut Özdemir Meali
Mehmet Çakır Meali
Mehmet Çoban Meali
Mehmet Okuyan Meali
Mehmet Türk Meali
Muhammed Esed Meali
Mustafa Çavdar Meali
Mustafa İslamoğlu Meali
Orhan Kuntman Meali
Osman Fırat Meali
Ömer Nasuhi Bilmen Meali
Suat Yıldırım Meali
Süleyman Ateş Meali
Süleyman Tevfik (1927)
Süleymaniye Vakfı Meali
Şaban Piriş Meali
Ümit Şimşek Meali
Yaşar Nuri Öztürk Meali
Eski Anadolu Türkçesi
Satır Altı Meal (1534)
Bunyadov-Memmedeliyev
M. Pickthall (English)
Yusuf Ali (English)
Tercihinizin hatırlanması için
giriş yapmalısınız.

Meallerdeki sıralama bir tercih sıralaması değil alfabetik sıralamadır. Ziyaretçilerimiz takip etmek istedikleri mealleri sol sütundan seçerek ilerleyebilirler. Tercihlerinin hatırlanması için "Tercihimi Hatırla" tıklanmalıdır.
 
 

Vekeżâlike ce’alnâkum ummeten vesetan litekûnû şuhedâe ‘alâ-nnâsi veyekûne-rrasûlu ‘aleykum şehîd(en)(k) vemâ ce’alne-lkiblete-lletî kunte ‘aleyhâ illâ lina’leme men yettebi’u-rrasûle mimmen yenkalibu ‘alâ ‘akibeyh(i)(c) ve-in kânet lekebîraten illâ ‘ale-lleżîne heda(A)llâhu vemâ kâna(A)llâh(u)(k) liyudî’a îmânekum(c) inna(A)llâhe bi-nnâsi leraûfun rahîm(un)

İşte böylece bütün insanlara tanıklık etmeniz, Peygamberin de size tanık olması için sizi, doğru yolun tam ortasında giden bir ümmet yapmışızdır. Zaten evvelce yöneldiğin Ka'be'yi kıble yapışımızdan maksat da ancak Peygambere uyacak olanları, iki topuğu üstünde gerisin geriye döneceklerden ayırt etmektir. Bu, elbette Allah'ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkalarına ağır gelecek. Allah, imanınızı zayi etmez. Şüphe yok ki Allah, insanları esirgeyicidir, rahimdir.

İman’dan maksat, gerçek inancı belirten namazdır ve âyet önceden Kudüs'e karşı kılınan namazın zayi olmayacağını bildiriyor.

İşte böylece Biz sizi, (ey Müslümanlar!) insanlara şahit (ve örnek) olmanız için (ifrat ve tefritten sakınıp doğru ve uygun yolu tutan vasat) orta bir ümmet kıldık; Peygamber de sizin üzerinizde bir şahit olsun (diye böyle yaptık). Senin üzerinde bulunduğun (yönü, Kâbe’yi) kıble yapmamız; Elçiye uyan (sadık)ları, topukları üzerinde gerisin geri dönen (kaypak tiplerden ve Hakk yolu terk edenlerden) ayırt etmek içindir. Doğrusu (bu tür öze dönüşler ve değişimler) Allah’ın hidayete ilettiklerinin dışında kalanlar için büyük (ve ağır bir yük) gelir. (Oysa) Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz Allah, insanlara şefkatli ve merhametlidir.

Ve böylece sizin dengeli ve ölçülü, orta yolu tutan bir toplum olmanızı istedik. Yaşantınızla tüm insanlığa Allah'tan gelen gerçekleri yaşayan şahitler olasınız ve elçi de sizin üzerinize aynı şekilde şahit olsun diye. Senin çok isteyip te şu anda üzerinde bulunduğun Kâbe'yi biz ancak; peygambere uyanı, ökçesi üzerine geri dönenden ayırt etmemiz için kıble yaptık. Bu şekilde kıblenin Kudüs'ten Kabe'ye çevrilmesi, Allah'ın yol gösterdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı ve önceden Kudüs'e yönelerek kıldığınız namazları boşa götürecek değildir. Allah insanlara çok şefkat eden ve acıyandır.

Biz doğru yolu gösterdiğimiz gibi, sizi de, Kur'ân'ı bilen ve bütün insanlara tebliğ eden, çözüm getiren, güvenilir örnek önderler ve doğruları konuşan şâhitler olmanız, ilâhî hükümleri icraya, ülkeyi imara, dünya düzenini kurmaya, sağlamaya memur tek yetkili Rasûlün, Muhammed'in de Kur'ân'ı tebliğ eden, çözüm getiren güvenilir örnek önder, doğruları konuşan şâhit olması için sizi mûtedil, âdil, hayırlı, makul, seçkin, ahlâkî değerleri, itidali ve adâleti belirleyici güç kabul eden açık bir toplum, bir millet haline getirdik. Senin arzulayıp da, şu anda yönelmediğin kıbleyi, Kâbeyi, biz ancak peygambere, Kur'ân'a ve sünnete uyanı, ökçeleri üzere geri dönenden ayırt etmemiz için kıble yaptık. Bu iş, elbette, Allah'ın hidayeti, doğru yolu nasip ettiği kimselerin dışındakilere çok ağır gelecekti.
Allah imânda sebatınızın, sadakatinizin, imânınızın eseri olan amellerinizin karşılığını yok etmez, kaybetmez. Allah insanlara karşı çok şefkatli, engin merhamet sahibidir.

bk. Kur’ân-ı Kerim, 4/115; 6/159; 17/82; 41/44; et-Tâc, 5/179. Bu âyette Rasul’den önce eklenen ifadeler, 38/26. âyetteki halife kelimesinin rasul ma... Devamı..

Böylece sizi, insanların üzerine şahit olmanız ve peygamberin de sizin üzerinize şahit olması için orta bir ümmet kıldık. Senin daha önce yönelmekte olduğun kıbleyi, insanlardan kimin peygambere uyduğunu ve kimin de ökçelerinin üzerine geriye döndüğünü ortaya çıkarmak amacıyla belirlemiştik. Şüphesiz bu sadece Allah'ın doğru yola eriştirdiği kimselerden başkasına ağır gelir. Allah elbette sizin imanınızı [27] boşa çıkarmayacaktır. Şüphesiz Allah insanlara çok acıyan ve çok rahmet edendir.

27.Daha önceki kıbleye yönelerek yapmış olduğunuz ibadetlerinizi.

Böylece biz sizi, insanlara şahid (ve örnek) olmanız için orta (vasat) bir ümmet kıldık; Peygamber de üzerinizde şahid olsun. Senin üzerinde bulunduğun (yönü, Ka'be'yi) kıble yapmamız, elçiye uyanları, topukları üzerinde gerisin geri dönenlerden ayırdetmek içindir. Doğrusu (bu,) Allah'ın hidayete ilettiklerinin dışında kalanlar için büyük (bir yük)tür. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz, Allah, insanlara şefkat edendir, esirgeyendir.

Ey Müslümanlar, böylece sizi seçkin ve şerefli bir ümmet kıldık ki, bütün insanlar üzerine adâlet örneği ve hak şâhidleri olasınız. Peygamber de sizin üzerinize şâhit olsun; ve (ey Rasûlüm) hâlen yönelmekte olduğun Kâbe'yi, ancak Rasûle uyanlarla geri dönenler arasını ayırt etmek için kıble kıldık. Gerçi bu kıbleyi çeviriş büyük ve ağır ise de yalnız, o Allah'ın hidâyet ettiği kimselere ağır gelmez ve Allah imanınızı zâyietmez. Muhakkak Allah Tealâ İnsanlara çok merhametlidir, günahlarını bağışlayıcıdır.

Böylece sizi (Kabeye yöneltmekle) vasat (orta yolda) bir toplum kıldık. Ki insanlara karşı şahit olasınız, Peygamber de size karşı şahit olsun. (Daha önce) senin ona yönelerek ibadet ettiğin Kâbe’den seni (Kudüs’e) çevirmemiz,(*) sadece geri dönmek isteyenlerden kimin Peygamber’e uyacağını ortaya çıkarmak içindi. Şüphesiz bu kıble değişikliği, Allah’ın hidayet verdiği insanların dışındakilere zor gelir. (Ey inananlar!) Allah sizin imanınızı zayi edecek değildir. Allah insanlara çok şefkat eden ve çok acıyandır.

(*) Ayetteki “cealna” beddelna demektir.

İnsanların sorunlarını çözesiniz/insanlara şâhit olasınız diye, sizi orta noktada olan bir toplum yaptık; böylece Peygamber de sizin sorunlarınızı çözer/size şâhit olur. Biz, Peygambere uyanı, topuğu üzerinde geriye dönenden ayıralım diye, senin eskiden yöneldiğin Kâbe'yi kıble yaptık. Bu, Allah'ın yol gösterdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı hiçe sayacak değildir. Şüphesiz ki Allah, insanlara karşı şefkatlidir; merhametlidir.[30]

[30] Ümmet, vasat ve şahit kelimeleri hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, II, 273-278; IX, 418-419.

İnsanlara tanık olmak üzere, biz sizleri seçme ümmet yarattık, Peygamber de size tanık olur, sana uyanlarla, geri dönenleri bilmemizçin, yöneldiğin kıbleyi, sana kıble kılmışız, bu ancak Allahın doğru yolunda olmıyanlar için ağır bir iştir, Allah da yitirmez inanınızı, Allah acır insanlara, Allah yarlıgar

Ve işte böylece sizi dengeli ve ölçülü bir toplum kıldık ki insanlar nezdinde Hakk'ın şahitleri (örnekleri) olasınız ve resul de sizin hakkınızda şahit/örnek olsun. Senin vaktiyle (arzulayıp da şu anda) yöneldiğin Kâbe'yi, kim resule uyuyor, kim de gerisin geri dönüyor, görelim diye kıble yaptık. Şüphesiz bu (değişiklik), Allah'ın (iyi niyet ve gayretinden dolayı) doğru yola ulaştırdığı kişilerden başka herkes için zor bir sınavdı. Allah sizin inancınızı kesinlikle göz ardı etmeyecektir. Unutmayın ki Allah, insanlara karşı en şefkatli ve en merhametli olandır.

Buradaki “Dengeli ve ölçülü bir toplum” ifadesi; zevk-u sefadan uzak duran, dünyalıklara soğuk ve ilgisiz davranırken dünyadan ilişkiyi kesecek derece... Devamı..

Bu vechile sizi (Ey mü’minler!) mütevassıt bir ümmet yapdık ki diğer adamlara karşu şâhid olasınız ve rasûl dahî sizin îmânınıza şâhid olsun. Evvelki kıbleyi rasûle teb’iyet idecekler ile teb’iyetden imtinâ’ iyleyecekleri tefrîk içün yapmışdık. Bu tebeddül Allâh’ın hidâyetine sevk itdikleri içün alışması güç bir şey değildir. Allâh sizin îmânınızı semeresiz bırakmıyacakdır, çünki insânlar içün şefkatli ve rahîmdir.

Böylece sizi insanlara şahid ve örnek olmanız için tam ortada bulunan bir ümmet kıldık. Peygamber de size şahid ve örnektir. Senin yöneldiğin yönü, Peygambere uyanları, cayacaklardan ayırdetmek için kıble yaptık. Doğrusu Allah'ın yola koyduğu kimselerden başkasına bu ağır bir şeydir. Allah ibadetlerinizi boşa çıkaracak değildir. Doğrusu Allah insanlara şefkat gösterir, merhamet eder.

Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet[36] yaptık. Her ne kadar Allah’ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkasına ağır gelse de biz, yönelmekte olduğun ciheti ancak; Resûl’e tabi olanlarla, gerisingeriye dönecekleri ayırd edelim diye kıble yaptık. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.[37]

Âyetteki “orta ümmet” ifadesi ile, âdil, seçkin, her yönüyle dengeli, haktan asla ayrılmayan, önder, bütün toplumlarca hakem kabul edilecek bir ümmet ... Devamı..

İşte böylece, siz insanlara şahit olasınız, peygamber de size şahit olsun diye sizi aşırılıklardan uzak bir ümmet yaptık. Biz bu yöneldiğin kıbleyi özellikle resule uyanlarla sırt çevirenleri açıkça ayırt edelim diye belirledik. Bu, Allah’ın hidayet verdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelecektir. Allah imanınızı asla zayi edecek değildir. Çünkü Allah insanlara karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.

İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Resûl'ün de size şahit olması için sizi mutedil bir millet kıldık. Senin yöneldiğin yeri (Kâbe'yi) biz ancak Peygamber'e uyanı, ökçeleri üzerinde geri dönenden ayırdetmemiz için kıble yaptık. Bu, Allah'ın hidayet verdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı asla zayi edecek değildir. Zira Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir.

 Rivayete göre kıyamette milletler peygamberlerinin tebliğatını inkâr ederler. Allah peygamberlerden tebliğ ettiklerine dair delil ister. Bunun üzerin... Devamı..

Böylece sizi açık fikirli bir toplum kıldık ki halkın arasında tanıklar olabilesiniz ve elçi de aranızda tanık olabilsin. Elçiye uyanlarla topukları üzerinde geriye dönenleri birbirinden ayırmak için eskiden yöneldiğin kıbleyi değiştirdik. ALLAH'ın yol gösterdiği kimseden başkasına elbette bu ağır gelir. ALLAH imanınızı boşa çıkarmaz. ALLAH insanlara Şefkatlidir, Rahimdir.

142-145 "Kıble", namazda dönmemiz gereken ortak noktadır. Kabe'nin tüm yöredeki kabilelerin kıblesi oluşu, genelde Araplar için, özelde Kureyş kabiles... Devamı..

Ve işte böyle, sizi ortada yürüyen bir ümmet kıldık ki, siz bütün insanlar üzerine adalet örneği ve hakkın şahitleri olasınız, Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun. Daha önce içinde durduğun Kâ'be'yi kıble yapmamız da şunun içindir: Peygamber'in izince gidecekleri, iki ökçesi üzerinde geri döneceklerden ayıralım. Bu iş elbette Allah'ın hidayet ettiği kimselerin dışındakilere çok ağır gelecekti. Allah imanınızı kaybedecek değildir. Hiç şüphesiz Allah, bütün insanlara çok şefkatlidir, çok merhametlidir.

ve işte böyle sizi doğru bir caddeye çıkarıp ortada yürüyen bir ümmet kıldık ki siz bütün insanlar üzerine adalet nümunesi, hak şahidleri olasınız, Peygamber de sizin üzerinize şahid olsun. Kıbleyi mukaddema durduğun Kâ'be yapışımız da sırf şunun içindir: Peygamberin izince gidecekleri; iki ökçesi üzerinde geri döneceklerden ayıralım, o elbette Allahın hidayet eylediği kimselerden maadasına mutlak ağır gelecekdi, Allah iymanınızı zayi edecek değil, Her halde Allah insanlara re'fetli çok re'fetlidir, rahîmdir

(İşte) böylece, sizler (i hesap gününde) insanlığa (peygamberlerinin ümmetlerine hakkı tebliğ ettiklerine dair) şahit olasınız ve Peygamber de size şahit olsun diye sizi (ifrat ve tefritten uzak) adil bir ümmet kıldık. (Habibim, namaz kılmak için şu anda) yönelmekte olduğun yeri (Mescid-i Harâm’ı) kıble yapmamız (ın sebeplerinden biri), kimin (îmânda sebat ederek) Peygamber’e uyduğunu ve kimin de *ökçeleri üzerinde geri döndüğünü (sizin için) ortaya çıkarmak içindi. (İşte kıble yönünde yapılan bu değişiklik) hidâyete ulaşmak üzere gayret sarf ettiklerinden dolayı, Allah’ın (lütfuyla) hidâyet ettiği kimselerden başkasına gerçekten ağır gelir. Allah sizin îmânınızı (ve Mescid-i Aksâ’ya yönelerek kılmış olduğunuz namazlarınızı) zayi edecek değildir. Şüphesiz Allah, insanlara çok şefkatlidir, çok merhametlidir.

* “Ökçeleri üzerinde geri dönenler”; Peygambere itaat etmeyerek İslâm dinden çıkanlar manasındadır.

Ve böylece, sizi vasat¹ bir toplum yaptık ki insanlara karşı gerçeğin tanıkları olasınız; elçi de sizin üzerinizde tanık olsun. Senin arzulayıp da yönelemediğin² Kâbe'yi, Resûl'e uyanları ökçeleri üzerinde geri dönenlerden ayırt etmek için kıble yaptık. Doğrusu, bu, Allah'ın hidayet ettiği³ kimselerden başkasına ağır gelir. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Kuşkusuz Allah, insanlara karşı Çok Şefkatli ve Çok Bağışlayıcı'dır.

1- Hayırlı, şerefli, üstün. “Bir şeyin iki ucu arasındaki kendine ait kısmı”, “orta” gibi anlamlara gelen “vasat” sözcüğü, deyim olarak, bir şeyin en ... Devamı..

Böylece sizi (Ey Muhammed ümmeti) vasat (orta) bir ümmet yapmışızdır, insanlara karşı (hakıykatın) şâhidler (i) olasınız, bu peygamber de sizin üzerinize tam bir şahidi olsun diye. (Habîbim) senin haalâ üstünde durageldiğin (Kâ'beyi tekrar) kıble yapmamız; o peygambere (sana) uyanları (senin izince gidenleri) ayağının iki ökçesi üzerinde geri döneceklerden (irtidâd edeceklerden ve münafıklardan) ayırd etmemiz içindir. Gerçi (Kıblenin bu suretle çevrilmesi) elbette büyük bîr (mesele) dir. Ancak bu, Allah'ın, doğru yola iletdiği kimseler hakkında (asla vârid) değil. Allah îmanınızı zaayi edecek değildir. Çünkü Allah insanları çok esirgeyendir, (onlara) rahmet (ve inayet) ini râyigân edendir.

İşte böylece sizi mu'tedil (a dâletli ve dengeli) bir ümmet kıldık ki, insanların üzerine(hesab gününde u mum peygamberler lehine) şâhidler olasınız, pey gamber de sizin üzerinize şâhid olsun!
Hem daha önce üzerinde bulunduğunu (kendisine yöneldiğin Kâ'be'yi) ancak, peygambere tâbi' olanları, ökçeleri üze rinde geri ye (küfre) dönecek olanlardan ayıralım diye kıble yaptık. Çünki şübhesiz (bu,) Allah'ın hidâyet ettiği kimselerden başkasına elbette ağırdır.
Allah, îmâ nınızı (Mescid-i Ak sâ' ya doğru kıldığınız namazları) zâyi' edecek değildir. Şüb¬hesiz ki Allah, insanlara karşı elbet te Raûf (çok şefkatli olan)dır, Rahîm (çok merhametli o¬lan)dır.

Böylece sizi dengeli, orta yolu takip eden bir ümmet yaptık ki, insanlara şahitlik edesiniz ve elçide (Resul) size şahit olsun. Üzerinde bulunduğunuz kıbleyi değiştirmemizin nedeni, elçiye tabi olanla, ökçeleri üzerinden, (küfre) geri dönüş yapanları öğrenmemiz içindir. Allah’ın doğru yola ilettiklerinden başkaları için, (peygambere tabi olmak) ağır bir karar dır. Allah da imanınızı zayi etmeyecektir. Elbette ki Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir.

Böylece Biz, siz inananları taşkınlıktan uzak bir topluluk kıldık. İnsanlar için tanık olasınız, elçimiz de size tanık olsun diye. Senin yüz tuttuğun yönelgeyi biz ancak elçimize uyanlarla, ondan ayrılıp dönenleri bilelim diye yönelge yaptık. Gerçi bu çok ağır geldi. Ancak, Allah’ın doğru yola ilettikleri için değil. Allah besbelli ki sizin inançlarınızı boşa çıkaracak değildir. Çünkü Allah insanları gözeticidir, esirgeyicidir.

Bunun gibi [³] Sizi dünya ve âhirette halka şehadet edesiniz, Peygamber de size hakkiyle şahit olsun diye, âdil ve güzide bir ümmet kıldık. Yönelmiş olduğun kıbleyi [⁴] ancak peygambere tâbi olanları ayrılıp geri dönenlerden ayırt etmek için [⁵] kıble yaptık [⁶]. Gerçi bu keyfiyet çetindir, ancak Allah/ın hidayet ettiği kimse hakkında çetin olmaz. Allah/a imanınızı [⁷] zâyi kılmaz. Çünkü Allah nâs hakkında rauftur, [⁸], rahimdir.

[3] Sizi doğru yola getirdiğimiz gibi, yahut kıblenizi kıblelerin efdali yaptığımız gibi.[4] Medine'de Beyt i Makdise yönelmeden evvel Mekke'de yöneld... Devamı..

Böylece Biz sizin için insanlara görülmeye değer örnekler [şuhedâ] olmanız, elçinin de size görünen bir örnek [şehîd] olması için sizi dengeli/adil [vasaten] bir toplum⁹³ kıldık. (Ey Peygamber!) Daha önce yöneldiğin Kâbe’yi⁹⁴, sırf elçiye uyanları, ökçesi üzerinde dönmüş olanlardan ayırt edelim diye kıble yaptık. Bu, Allah’ın kendilerini doğru yola ulaştırdığı kimselerden başkasına çok zor bir sınavdı. Allah sizin imanınızı boşa çıkaracak değildir. Muhakkak ki Allah, insanlar için elbette Ra’ûf’dur⁹⁵, Rahîm’dir.

93 Burada toplum olarak “ümmet” kelimesi geçmektedir. Bu kelime bugün aynı inanca sahip veya aynı inançta olan kişilerin oluşturduğu toplum diye anlaş... Devamı..

Böylece sizin insanlara ve Resul'ün de size şahit olması için sizi orta bir ümmet kıldık. Senin önceden yöneldiğin kıbleyi (Beyt'ul Mukaddes'i), sadece Peygamber'e uyanları, ökçeleri üzerine geri dönenden ayırt edip bilmemiz için kıble yaptık. Doğrusu bu (kıble değişimi) Allah'ın hidayet ettiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah imanınızı (önceden kıldığınız namazlarınızı) boşa çıkaracak değildir. Doğrusu Allah insanlara şefkat gösteren ve merhamet edendir.

Ey müminler! İşte böylece sizi, her türlü aşırılıklardan uzak, vahye dayalı, dengeli, ölçülü, uyumlu, âdil, iyiliksever ve orta yolu izleyen bir ümmet yaptık ki, tüm insanlığa karşı hakîkate şâhitlik eden güzel örnekler ve âdil şâhitler olasınız ve bu Elçi de size karşı güzel bir örnek ve şâhit olsun.
Ey Muhammed! Senin daha önceleri Mekke’de iken yönelmiş olduğun kıbleyi, yani Mescid-i Haram’ı şimdi size kıble yaptık ki, Elçinin izinden gidenleri, gerisin geriye dönecek olanlardan ayırıp açıkça ortaya koyalım. Bu imtihan sonucunda, iman iddiasıyla ortaya çıkan insanlar, iki gruba ayrılacaktır: 1-Allah’ın emirlerine kayıtsız şartsız boyun eğen samimi müminler, 2-Çıkarlarına uygun olduğu sürece İslâm’ın hükümlerini kabul eden, fakat arzu ve beklentilerine aykırı düştüğü anda ilâhî emirleri reddeden münafıklar. Doğrusu bu imtihân, Allah’ın yol gösterdiği kimselerden başkasına ağır gelecektir. Nitekim, daha önce Peygamberi tasdik eden bazı Yahudiler, binlerce yıl kıble edindikleri Kudüs’e yönelmekten vazgeçerek Mekke’ye yönelmelerini emreden ayetler gelince, bunu gururlarına yedirememiş ve Allah’ın emrini reddederek inkâr etmişlerdi.
Bu arada Allah, daha önceleri Mescid-i Aksa’ya yönelerek kılmış olduğunuz namazları elbette kabul edecek, ihlâs ve samimiyetle O’na bağlandığınız sürece,sizin imanınızı asla boşa çıkarmayacaktır. Hiç kuşkusuz Allah, insanlara karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.
Kıblenin değiştirilmesi konusunda ilk nâzil olan ayetlere gelince:
Allah’ın Elçisi, İslâm’ın ilk yılarında Mekke’de namaz kılarken, Mescid-i Haram ile Mescid-i Aksa’yı aynı hizaya getirerek iki kıbleye birden yöneliyordu. Fakat Mekke ile Kudüs arasında kalan Medîne’ye hicret ettikten sonra, Allah’ın emri ile Kudüs’e, Mescid-i Aksa’ya yönelmeye başladı. Fakat gönlünde yatan, İbrahim Peygamberden bu yana müminlerin kıblesi olan Beytullah’a yönelmekti. Bu yüzden Rabb’ine yalvararak kıblenin değiştirilmesini niyaz ediyor, ümitle vahyin gelmesini bekliyordu. Nihâyet, bu konudaki ilk emir geldi:

İşte böyle, sizi orta çizgide bir ümmet kıldık, siz İnsanlar’a şahidler olasınız, Rasûl de size şahid olsun!
Senin bulunduğun Kıble’yi tayin ettik; öyle ki, Rasûl’e tâbi’ olan kimseyi, ökçesi üzeri geri dönen kimseden ayırd edip bilelim.
Bu ancak Allah’ın hidayet ettiği kimselere göre elbette büyüktü.
Allah sizin imanınızı zâyi’ edecek / yok sayacak değildi.
Gerçekten Allah, İnsanlar’a rahîm raûfdür.

Sizi bu şekilde arabulucu bir toplum yaptık. Yarın kıyamet gününde herkesin tanığı siz olasınız istedik. Sizin tanığınız da bizzat resul olacak. Resulüm! senin yönelmekte olduğun kıbleyi değiştirmemizin sebebi, kimler resule sadık kalacak, kimler çark etmek için tetikte bekliyor bilelim içindir. Bu değişiklik, Allah'ın samimî kulları dışında herkesi tedirgin etmiş olabilir. Ama, kullarının üzerine titreyen ve onları şefkatle kucaklayan Allah, herhalde sizin inancınızı zayi edecek değildir.

Onlar ileri geri konuşmaya devam etsinler! Onlara aldırmayın! Sizi insanlara şahit olasınız, Resuller de size şahit olsun diye; aşırı gitmeyen, azgınlık yapmayan, her zaman hakkı adaleti koruyan bir topluluk yaptık. Emirlerimiz Allah’ın yoluna girmeyenlere ağır gelir. Onlar kıblenin neden değiştirildiğini bilmezler. Kendi kendilerine göre yorum yaparlar. Kıbleyi değiştirdik ki nifak sahipleri ortaya çıksın! Değişikliğe uyacaklar ile uymayacaklar belli olsun! Andolsun ki; Yahudilikten veya Hristiyanlıktan dönüp Müslüman olanların bazıları kıble sınavımızda kaybetmiştir. Kıblenin Kâbe’ye çevrilmesini hazmedememişler, böylece içlerindeki nifak ateşini ortaya çıkarmışlardır. Allah’a ve Resul’üne inananlara kıblenin değişmesi ağır gelmez. Allah inananların imanını boşa çıkarmaz. Şüphesiz! Allah insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.

İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Elçinin de size şahit olması için [*] sizi dengeli [*] bir ümmet kıldık. Senin üzerinde bulunduğun (kıble edindiğin Kâbe’yi) biz ancak Elçi’ye uyanı, topukları üzerinde geri dönenden bil(dir)memiz (ortaya çıkarmamız) [*] için kıble yaptık. Bu, Allah’ın doğru yola ulaştırdıklarından başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı asla boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz ki Allah insanlara karşı çok şefkatlidir, çok merhametlidir.

Benzer mesajlar: Nisâ 4:41; Nahl 16:84, 89; Kasas 28:75.,Âyette geçen [ümmet-i vesat] tamlaması “orta, dengeli, adaletli, ölçülü, denk, uyumlu, ılımlı... Devamı..

Böylece Biz sizi, Peygamberin size örnek olduğu gibi sizin de insanlara örnek olmanız¹ için, aklı başında² (dengeli) bir ümmet kıldık.³ (Ey Muhammed!) Biz, Peygambere uyanları, ökçeleri üzerinde geri dönenlerden ayırt edelim diye senin daha önce yöneldiğin (Kâbe’yi) kıble yaptık.⁴ Doğrusu (bu,) Allah’ın dosdoğru yolu gösterdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. (Unutmayın ki) Allah, sizin îmanınızı asla boşa götürmez.⁵ Çünkü Allah insanlara karşı çok şefkatlidir, çok merhametlidir.

1 Şühedâ: Şehîd’in çoğuludur. Örfümüzde şehîd, şâhit manasınadır. Şâhit, bir hakkı ispatta şehadetine müracaat olunan ve hükme delil olarak kabul edil... Devamı..

Ve böylece sizin dengeli ve ölçülü bir toplum ¹¹⁸ olmanızı istedik ki [hayatınızla] tüm insanlığın huzurunda hakikatin şahitleri olasınız ve Elçi de sizin huzurunuzda ona şahitlik yapsın. ¹¹⁹ Ve Elçi’ye uyanlar ile ökçeleri üzerinde gerisingeri dönenler arasında açık bir ayrım yapabilmek amacıyla senin, [ey Peygamber,] daha önce yöneldiğin hedefi [bu topluluk için] kıble olarak tayin ettik: Şüphesiz bu, Allah’ın doğru yola ulaştırdığı kişilerden ¹²⁰ başka herkes için zor bir sınavdı. Allah sizin inancınızı kesinlikle gözardı etmeyecektir; zira, unutmayın ki Allah insana karşı en şefkatli olandır, rahmet kaynağıdır.

118 Lafzen, “orta bir toplum” -yani, aşırılıklar karşısında adil bir denge gözeten ve hem zevk ve sefahatı hem de mübalağalı bir zühdü reddederek insa... Devamı..

Elçi size şahit ve model olsun ki, siz de insanlığa şahit ve model olasınız diye, sizi dengeli bir ümmet kıldık. Senin şu anda döndüğün kıbleyi ise sırf elçiye uyanları, ökçesi üzerinde dönenlerden ayırt edelim diye kıble yaptık. Bu, her ne kadar Allah’ın gösterdiği doğru yola uyanlardan başkasına ağır gelse de. Zira Allah sizin daha önceki ibadetlerinizi ve imanınızı zayi edecek değildir. Allah insanlara karşı çok şefkatli ve merhametlidir. 22/78, 3/110, 42/13

İşte böylece sizin dengeli[²⁸¹] bir ümmet[²⁸²] olmanızı istedik ki, insanlığa örnek ve model olasınız ve Elçi de size örnek ve model olsun.[²⁸³] Elçi’ye uyanların arasından topukları üzerinde gerisin geri dönenleri belirtelim için,[²⁸⁴] senin şu an yöneldiğin yönü kıble olarak tayin ettik.[²⁸⁵] Hiç şüphesiz bu olay, Allah’ın yol gösterdikleri hariç, herkes için çok zor bir sınavdı; Allah sizin iman(da ısrar)ınızı kesinlikle zayi etmeyecektir: Elbette Allah insanlara karşı sınırsız bir şefkat, sonsuz bir merhamet sahibidir.[²⁸⁶]

[281] Vesat, nicelik olarak “orta”, nitelik olarak “denge ve adâlet” anlamına gelir. Kureyş lehçesinde de vesetan, ‘adlen vurgusuyla kullanılmıştır. “... Devamı..

(Ey Muhammed ümmeti) Sizi de; bütün insanlığa şahitler (örnek) olmanız ve Peygamber'in de sizin üzerine şahit olması için vasat (ifrat ve tefritten azede, mutedil) bir ümmet yaptık ve (Ey Muhammed) -Peygambere tabi olanlarla, ökçesinden geri dönenleri ayırt etmek için de- Senin vaktiyle üzerinde bulunduğun Kabe'yi yine sana kıble kıldık Gerçi bu (deneme) Allah'ın hidayet verdiği kimselerden başkasına ağır gelir, (kalplerinde nifak hastalığı bulunanlar, müslümanlar arasında kuşku ve fitne sokmaya çalışırlar, yahudiler de "Bu ne iş böyle, kah buraya, kah oraya!" diyerek körüklerler, gönülden iman edenler ise; bu değişikliği hemen kabul ederler. Rabbimizin emri bizim bilmediğimiz bir hikmete göredir, derler. Ey gönülden iman edenler) Allah elbette sizin imanınızı zâyi etmez. (Kıble değişmekle, bundan evvel kıldığınız namazların ecri kaybolup gitmez) Çünkü Allah insanlara karşı çok şefkatli ve çok merhametlidir.

Böylece sizi vasat/orta bir ümmet yaptık ki, insanlara şâhid olasınız. Resulde size şâhid olsun. Biz, Resule uyanı, ökçesi üzerinde geriye dönenden ayıralım diye, eskiden yöneldiğin Ka’be’yi kıble yaptık. Bu, Allâh’ın yol gösterdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı zayi edecek değildir. Şüphesiz Allâh, insanlara şefkatli, merhametlidir.

Ve işte böylece sizleri de bir ümmet-i vasat kıldık ki nâs üzerine şahitler olasınız. Ve bu Peygamber de sizlerin üzerinize tam bir şahit olsun. Ve senin, evvelce tarafına müteveccih bulunduğun Kâbe'yi yine kıble yapmadık, ancak Resûle kimlerin tâbi olacaklarını, gerisi gerisine döneceklerden temyiz etmek için yaptık. Gerçi bu büyük bir hadisedir. Ancak Allah'ın hidâyet ettiği zâtlar hakkında değil. Ve Allah sizin imânınızı elbette zâyi edecek değildir. Şüphe yok ki Allah Teâlâ nâsa elbette raûftur, rahîmdir.

Ve işte böylece Biz sizi örnek bir ümmet kıldık ki insanlar nezdinde Hakk'ın şahitleri olasınız ve Peygamber de sizin hakkınızda şahit olsun. Senin arzulayıp da şu anda yöneldiğin Kâbeyi kıble yapmamızın sebebi, sırf Peygamberin izinden gidenlerle ondan ayrılıp gerisin geriye dönecekleri meydana çıkarmaktır. Gerçi bu oldukça ağır bir iştir. Ancak Allah'ın doğru yola erdirdiği kimseler için mesele teşkil etmez. Allah imanınızı zayi edecek değildir. Çünkü Allah insanlara karşı pek şefkatlidir, çok merhametlidir. [17, 82; 41, 44; 4, 115]

Müslümanlar, Allah’ın hidâyetine tâbi olarak örnek ümmet haline geldiler. Kıblenin değiştirilmesi, önderliğin İsrailoğullarından alınıp İslâm’a verilm... Devamı..

Böylece sizi orta bir ümmet yaptık ki, insanlara şahid olasınız. Elçi de size şahid olsun. Biz, Elçi'ye uyanı, ökçesi üzerinde geriye dönenden ayıralım diye, eskiden yöneldiğin Ka'be'yi kıble yaptık. Bu, Allah'ın yol gösterdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı zayi edecek değildir. Şüphesiz Allah, insanlara şefkatli, merhametlidir.

(Dilediğimizi hidâyet iylediğimiz gibi) sizi de bir ümmet-i vasat (ümmetlerin hayırlısı, doğrısı ve 'âdili) kıldık. Tâ ki siz, ümmetleriyle peygamberleri arasındaki ihtilâfda nâs üzerine şâhidler olasınız ve rasûl de sizin üstünüze ('âdil ve makbûlu'ş şehâde oldığınıza) şâhid ola. Senin üzerinde bulundığın kıbleyi ancak rasûle tâbi' olanlarla (ona ittibâ'dan imtinâ' ile) gerilerine dönenleri bilmek içün yapdık [³] Her ne kadar bu (tahvîl-i kıble) bir çoklarına güç gelir ise de Allâh Te'âlânın hidâyet buyurduklarına öyle (güç ve ağır) değildir. Cenâb-ı Hak îmânınızı (îmânınız dolayısıyla işlediğiniz hayır işleri) zâyi' itmez. [¹] Allâh kullarına ra'fet sâhibi ve son derece rahmet idicidir.

[3] Kıble tahvîli emri üzerine evvelce İslâm olan yahûdîlerden ba'zıları bundan gücenerek tekrâr yahûdîliğe döndiler. Hâlis ve muhlis olan İslâmlar is... Devamı..

İşte böyle! Sizi merkez toplum[1] yaptık ki insanlara örnek olasınız, Kitabımız[2] da yanınızda olsun.[3] Yönelmekte olduğun kıbleyi, sırf elçimize uyanla ona sırt çevireni bilelim diye, yaptık.[4] Onun değişmesi, Allah’ın doğru yolda olduğunu onayladıklarından başkasına ağır gelir. Allah,(Kâbe’nin tekrar kıble olacağına dair) inancınızı boşa çıkaracak değildir. İnsanlara pek şefkatli ve iyiliği bol olan Allah’tır.

[1] Her insanın inanması gereken din, bu din olduğu için, insanlara örnek olmamız gerekir. (Ali İmran 3/110) [2] Ayette geçen Resul ( رسول ), hem bilg... Devamı..

Nitekim, insanlara şahit olmanız, Peygamber'in de size şahit olması için sizi vasat /adil bir ümmet kıldık. Senin üzerinde bulunduğun kıbleyi ise sırf peygambere uyanları, ökçesi üzerinde dönenlerden ayırt edelim diye kıble yaptık. Allah'ın doğru yolu gösterdiklerinden başkası için bu çok ağır bir şeydir. Allah sizin imanınızı zayi edecek değildir. Allah insanlara çok şefkatli ve merhametlidir.

Biz sizi böylece vasat bir ümmet(58) yaptık—tâ ki siz insanlara şahitler olun, Peygamber de size bir şahit olsun.(59) Senin vaktiyle yöneldiğin Kâbe'yi ise, kim Peygambere uyuyor, kim de topuğu üzerinde gerisin geri dönüyor, görelim diye kıble yaptık. Bu, Allah'ın hidayet verdiği kimselerden başkasına pek güç gelir. Yoksa Allah sizin imanınızı zayi edecek değildir.(60) Gerçekten, Allah insanlara çok şefkatli, çok merhametlidir.

(58) Aşırılıktan uzak, hak ve adalet üzere olan, herkese örnek olabilecek dengeli bir toplum.(59) Sözü dinlenen, tanıklığına itibar edilen, insanlar a... Devamı..

İşte böyle! Biz sizi, insanlar üstüne tanık olasınız, resul de sizin üstünüze tanık olsun diye, orta yolu izleyen bir ümmet yaptık. Biz, eskiden üzerinde olduğunu kıble haline getirdik ki resule uyanı, ökçesi üstüne gerisin geri dönenden ayıralım. Bu, Allah'ın kılavuzluk ettikleri dışındakilere gerçekten zor gelecektir. Ama Allah imanınızı işe yaramaz hale getirmeyecektir. Şu da bir gerçek ki, Allah öncelikle insanlara karşı çok acıyıcı, çok merhametlidir.

daħı ancılayın, ķılduķ sizi bir bölük ķavm üründü; tā olasız ŧanuķlar ādemįler üzere; daħı ola yalavaç ya'nį peyġamber muḥammed «śalla'llāhu aleyhi ve sellem» ŧanuķ daħı ķılmaduķ ķıblayı ol kim oldun anuñ üzere illā kim bilevüz anı kim uyar yalavaca [11b] andan kim döner iki ökçesi üzere. daħı bayıķ oldı ol aġır illā anlara kim ŧoġru yol gösterdi Tañrı. daħı olmadı Tañrı kim žāyı' eyleye inanuñuz Tañrı ādemįlere mihrubandur, raḥmet ķılıcı.

Daḫı anuñ gibi ḳılduḳ sizi ortancı ümmet, ḥattā ki ṭanuḳ olasız ḫalḳ üstine.Muḥammed resūlu’llāh daḫı ola ṭanuḳ sizüñ üstüñüze. Daḫı ḳılma‐duḳ ol ḳıble kim sen anuñ üstine‐y‐idi‐sen. Ḥattā ki bilevüz kim uyar peyġam‐bere, daḫı kim ardına döner ökcesi üstine. Daḫı egerçi ḳatı uludur nefs üs‐tine illā ol kişiler ki Tañrı Ta‘ālā hidāyet virdi. Daḫı Tañrı Ta‘ālā yitürmezsizüñ īmānuñuzı. Taḥḳīḳ Tañrı Ta‘ālā kişiler esirgeyicidür, raḥmet ḳılıcıdur.

(Ey müsəlmanlar!) Beləliklə də, sizi (ədalətli və seçilmiş) bir ümmət etdik ki, insanların əməllərinə (qiyamətdə) şahid olasınız, Peyğəmbər də (Muhəmməd əleyhisəllam da) sizə şahid olsun. (Ya Rəsulum!) İndi yönəldiyin qibləni (Kə’bəni) yalnız Peyğəmbərə tabe olanlarla ondan üz çevirənləri bir-birindən ayırd etmək üçün (qiblə) tə’yin etdik. Bu, (qibləni Beytülmüqəddəsdən Kə’bəyə tərəf çevirmək) ağır görünsə də, ancaq Allahın doğru yola yönəltdiyi şəxslər üçün ağır deyildir. Allah sizin imanınızı (bundan əvvəl Beytülmüqəddəsə üz tutaraq qıldığınız namazlarınızı) əvəzsiz buraxmaz. Allah insanlara qarşı, əlbəttə, mehribandır, mərhəmətlidir.

Thus We have appointed you a middle nation, that ye may be witnesses against mankind. and that the messenger may be a witness against you. And We appointed the qiblah which ye formerly observed only that We might know him who followeth the messenger, from him who turneth on his heels. In truth it was a hard (test) save for those whom Allah guided. But it was not Allah's purpose that your faith should be in vain, for Allah is full of pity, Merciful toward mankind.

Thus(142), have We made of you an Ummat justly balanced(143), that ye might be witnesses(144) over the nations, and the Messenger a witness over yourselves; and We appointed the Qibla to which thou wast used, only to test those who followed the Messenger from those who would turn on their heels(145) (From the Faith). Indeed it was (A change) momentous, except to those guided by Allah. And never would Allah Make your faith of no effect(146). For Allah is to all people Most surely full of kindness, Most Merciful.

142 Thus : By giving you a Qiblah of your own, most ancient in history, and most modern as a symbol of your organisation as a new nation (Ummah) . 143... Devamı..


Designed by ÖFK
En iyi 1024 x 768 pikselde görüntülenir.