Velâ sadîkin hamîm(in)
Ne bir can dostu.
“Ne de candan-yakın bir dost (çıkacaktır).”
ne de candan bir dostumuz.
“Yakın bir dost da yok.”
Candan bir dostumuz da yok.
'Ne de candan-yakın bir dost.'
Ne de yakın bir dost...
100, 101. “Artık bizim için, ne bir şefaatçi ne de sıcak (samimi) bir dost bulunur.”
96,97,98,99,100,101,102. Cehennemde putlarıyla çekişerek şöyle derler: “Vallahi, biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi âlemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; biz apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Şimdi ne şefaatçimiz ne de bir dostumuz vardır. Keşke geriye dönüşümüz olsa da inananlardan olsak.”
Ne de sıcak dostumuz
100.101.“İşte bu yüzden artık bizim için ne şefaatçiler var ne de yakın bir dost.”
98-102. "Sizi rabbu’l ’âlemîn ile bir ’ayarda ’add itdiğimiz vakit bizi ancak mücrimler dalâlete sevk idiyorlar idi. Bize şefa’at idecek hiç bir kimse hiç bir dost şefîk yokdur. Kâşki bir def’a daha dünyâya ’avdet idebilse idik mü’min olur idik" diyecekler.
96,97,98,99,100,101,102. Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
“Candan bir dostumuz da yok.”
100-101. Şimdi bizim ne şefaatçilerimiz var ne de samimi bir dostumuz.
100, 101. Şimdi artık bizim ne şefaatçilerimiz var, ne de yakın bir dostumuz.
"Ne de yakın bir dostumuz."
"Ne de yakın bir dost."
Ne de yakın bir sadîk
100-101. Artık bizim için ne bir şefaatçi ne de candan (samimi) bir dost bulunur.
“Gerçek bir dostumuz da.”
«ne de candan bir dost yok».
Candan bir dost da yok.
100,101. “Şimdi artık bizim, ne şefâatçilerimiz, ne de yakın bir dostumuz vardır!”
Candan (samimi) bir dostumuz (arkadaşımız) da yoktur.
“Bizi koruyup gözetecek samimi bir arkadaş da yok.”
ne de bizi candan seven biri.
100, 102. «— Bugün bize şefa/at edecek kimsemiz yok, candan bir dostumuz yok. Ne olurdu! Bir kere daha dünyaya dönseydik de mü/minlerden olsaydık!»
“Ne de candan/sıcak bir dostumuz!”
“Ne de şefkatli bir dost!”
Ne de bize merhametle kucak açacak candan bir dostumuz.
Sıcak / samimi bir arkadaş da yoktur.
99,100,101. Bizi şu suçlular baştan çıkardı… // Şimdi bizi kayırıp kollayacak biri yok m'ola!… // Bir can dostu da mı yok…
"Cezamızın hafifletilmesine yardımcı olacak, iyi, şefkatli, yardımsever dostlarımız yok!"
Yakın bir dost da yok.
100,101. “Şimdi bizim ne bir arka çıkanımız var. Ne de bir candan dostumuz”.
ne de candan bir dostumuz.
Ne de candan bir dost. 44/41
ne de yürekten bir dost.
"Ne de, candan bir dostumuz var!"
Ne de sıcak/fedakar bir arkadaş.
«Ne de yakın bir dost var.»
96, 97, 98, 99, 100, 101, 102. Orada putlarıyla çekişirken şöyle derler “Vallahi de, tallahi de biz besbelli bir sapıklık içinde imişiz! ”“Çünkü biz sizi Rabbülâlemin ile bir tutuyorduk. Ama bizi saptıranlar da, o mücrimler oldu. “Şimdi artık ne şefaatçimiz var bizim, ne candan bir dostumuz! ” “Ah! Ne olurdu, imkân olsa da dünyaya bir dönsek ve müminlerden olsaydık! ” [36, 56; 40, 47; 7, 53; 38, 64]
Ne de sıcak bir dostumuz.
100,101. "Bize şefâ'at idici ve bize acır bir dost yokdur."
Ne de bir can dostu.
Sıcak bir dost da yok..
“Ne de candan bir dostumuz.
Ne sıcak-samimi bir dostumuz."
Biron bir qadrdon do‘st ham yo‘q.
100-101. “pes yoķdur bizüm hįç şafa'at eyleyiciler ne daħı dost ħıśım.”
Şefḳatlü dost daḫı yoḳdur.
Nə də bir mehriban dostumuz var!
Nor any loving friend.
"´Nor a single friend to feel (for us).
| Designed by ÖFK En iyi 1024 x 768 pikselde görüntülenir. |