Râgıb el-İsfehânî'nin el-Müfredât fî Garîbi'l Kur'ân eserinde;
A-z-b - ع ذ ب
مَاءٌ عَذْبٌ : Hoş/Tatlı soğuk su: هَذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ : Bu tatlı, susuzluğu giderici (25/Furkân 53). أَعْذَبَ الْقَوْمُ : Toplumun tatlı suyu oldu/Toplum tatlı suya kavuştu. عَذَاب : Şiddetli eziyet vermektir. قَدْ عَذَّبَهُ تَعْذِيبًا : Ona fazla azap verdi: لَأُعَذِّبَنَّهُ عَذَابًا شَدِيدًا : Onu ağır bir cezaya çarptıracağım (27/Neml 21); وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُعَذِّبَهُمْ وَأَنْتَ فِيهِمْ وَمَا كَانَ اللَّهُ مُعَذِّبَهُمْ وَهُمْ يَسْتَغْفِرُونَ : Sen aralarında bulundukça, Allah onları azaba çarptırmaz. Ayrıca bağışlanma dilerlerken de Allah onları azaba çarptırmaz (8/Enfâl 33); yani Allah onları kökten yok edecek şekilde azap etmez. وَمَا لَهُمْ أَلَّا يُعَذِّبَهُمُ اللَّهُ : Allah onlara niye azap etmesin ki? (8/Enfâl 34); yani kılıçla onlara niye azap etmesin ki? وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّى نَبْعَثَ رَسُولًا : Biz peygamber göndermedikçe kimseye azap etmeyiz (17/İsrâ 15); وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ : Biz azaba uğratılacak değiliz (26/Şu’arâ 138); وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ : Onlar için kesintisiz bir azap vardır (37/Sâffât 9); وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ : Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acıklı bir azap vardır (2/Bakara 10); وَأَنَّ عَذَابِي هُوَ الْعَذَابُ الْأَلِيمُ : Azabım da son derece acıklı bir azaptır (15/Hicr 50).

Bu kelimenin kökü konusunda ihtilâf edilmiştir. Bazıları şöyle der: Bu kelime, عَذَبَ الرَّجُلُ : Adam yemekten ve uykudan kesildi, sözünden gelmektedir. İsm-i fâil; عَاذِب ve عَذُوب formlarında gelir. Şu hâlde تَعْذِيب kelimesinin asıl anlamı, insanı azaba; yani aç ve uykusuz kalmaya zorlamaktır.

Kimisi de söz konusu kelimenin عَذْب (tatlı/hoş) kökünden geldiğini söyler. Buna göre مَرَّضْتُهُ /Hastaya baktım ve قَذَّيْتُهُ /Onu çer-çöpten temizledim yapılarındaki عَذَّبْتُهُ ifâdesi şu anlama gelir: Onun hayatının zevkini/tadını yok ettim. Bazılarına göre de تَعْذِيب kelimesinin asıl anlamı, kamçının azebe’siyle; yani ucuyla çok vurmaktır. Bazı dilciler; تَعْذِيب ’in ضَرْب /vurmak anlamında olduğunu söyler. Kimisine göre de bu kelime; مَاءٌ عَذَبٌ /Çer-çöplü ve bulanık su, sözünden gelmektedir. Buna göre عَذَّبْتُهُ sözü; كَدَّرْتُ عَيْشَهُ وَزَلَّقْتُ حَيَاتَهُ /Hayatını kederli yaptım/Ona üzüntü verdim, sözleri gibi olur. عَذَبَةُ السَّوْطِ واللِّسَانِ وَالشَّجَرِ : Kamçı, dil ve ağacın uçları/kenarları.