27 Ocak 2022 - 24 Cemaziye'l-Ahir 1443 Perşembe

ANA SAYFA | SURELER  | AYET KARŞILAŞTIRMA |KUR'AN'DA ARA! |FİHRİST | DOWNLOAD | MOBİL
Kullanıcı : Şifre :   Şifremi Unuttum    KAYDOL
Ahzâb Suresi 72. Ayet

Ayeti Dinle



Meal Ekle/Çıkar

Hepsini Seç/Sil


Tercihinizin bir sonraki oturumda hatırlanması için giriş yapmalısınız.

Arapça Metin
Türkçe Transcript
Abdulbaki Gölpınarlı Meali
Abdullah-Ahmet Akgül Meali
Abdullah Parlıyan Meali
Ahmet Tekin Meali
Ahmet Varol Meali
Ali Bulaç Meali
Ali Fikri Yavuz Meali
Bahaeddin Sağlam Meali
Bayraktar Bayraklı Meali
Besim Atalay Meali (1965)
Cemal Külünkoğlu Meali
Cemil Said (1924)
Diyanet İşleri Meali (Eski)
Diyanet İşleri Meali (Yeni)
Diyanet Vakfı Meali
Edip Yüksel Meali
Elmalılı Hamdi Yazır Meali
Elmalılı Meali (Orijinal)
Erhan Aktaş Meali
Hasan Basri Çantay Meali
Hayrat Neşriyat Meali
İlyas Yorulmaz Meali
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
İsmail Hakkı İzmirli
Kadri Çelik Meali
Mahmut Kısa Meali
Mahmut Özdemir Meali
Mehmet Çakır Meali
Mehmet Çoban Meali
Mehmet Okuyan Meali
Mehmet Türk Meali
Muhammed Esed Meali
Mustafa Çavdar Meali
Mustafa İslamoğlu Meali
Ömer Nasuhi Bilmen Meali
Suat Yıldırım Meali
Süleyman Ateş Meali
Süleyman Tevfik (1927)
Süleymaniye Vakfı Meali
Şaban Piriş Meali
Ümit Şimşek Meali
Yaşar Nuri Öztürk Meali
Eski Anadolu Türkçesi
Satır Altı Meal (1534)
Bunyadov-Memmedeliyev
M. Pickthall (English)
Yusuf Ali (English)
Tercihinizin hatırlanması için
giriş yapmalısınız.

Meallerdeki sıralama bir tercih sıralaması değil alfabetik sıralamadır. Ziyaretçilerimiz takip etmek istedikleri mealleri sol sütundan seçerek ilerleyebilirler. Tercihlerinin hatırlanması için "Tercihimi Hatırla" tıklanmalıdır.

İnnâ ‘aradnâ-l-emânete ‘alâ-ssemâvâti vel-ardi velcibâli feebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehâ-l-insân(u)(s) innehu kâne zalûmen cehûlâ(n)

Şüphe yok ki biz arzettik emaneti göklere ve yeryüzüne ve dağlara, derken onlar, onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular ve onu yükledik insana; şüphe yok ki çok zalim oldu, çok bilgisiz bir hale geldi.

Emanete; yapılması emredilen, yapılmaması buyurulan şeyler, hükümler ve farzlar, emanete ve ahde vefa etmek gibi mânalar verilmiş, göklere, yeryüzüne ... Devamı..

Gerçek şu ki, Biz emaneti (İslamiyet’i ve Allah’a Hilâfet görevini) göklere, yerküreye ve dağlara (ve bunlardaki mahlûkata) arz ve teklif ettik de; onlar bunun (sorumluluğunu) yüklenmekten çekindiler ve ondan (gereğini yapamadıklarında gelecek azaptan) korkuya kapılıp titrediler. (Ama) Onu (yeryüzünde Allah’a halifelik ve adaletle yöneticilik sorumluluğunu) insan yüklendi. Gerçekten o, pek zalim ve çok cahildir (ki Rabbinin emri ve isteği yerde kalmasın diye çok riskli bir cesaretle böyle bir mesuliyetin altına girmiş ve bir nevi kahramanlık göstermiştir).

Gerçek şu ki biz, akıl ve irade ile yerine getirilecek dini sorumluluk emanetini göklere, yere ve dağlara sunmuştuk; ama sorumluluğundan korktukları için, onu yüklenmeyi reddettiler. O emaneti insan üstlendi, zaten o, her zaman kendisine haksızlık etmeye yatkın bir yaratık olup, işlerin sonucu hususunda da, sağlam bilgiden yoksundur.

Biz göklere, yere ve dağlara da emanetler, mükellefiyetler, sorumluluklar verdik. Onlar görevlerine, sorumluluklarına hıyanet ederek âsi olmaktan görevlerini aksatmaktan çekindiler. Korkarak görev ve sorumluluklarına itina gösterdiler. İnsansa, emanetlere, kamu görevlerine, hakka-hukuka, şer'î mükellefiyetlere ve sorumluluklarına hıyanete cüret ederek âsi oldu. Gerçekten o çok âsi, inkârcı, haksız, zâlim, bilgiden, muhakemeden uzak, menfaatlerinden habersiz, tutarsız, cahilce davranışlarda bulunmayı alışkanlık haline getiren birisidir.

bk. Tefsîr’un-Nesefî 2/316; Lisânü’l-Arab, “Haml” maddesi.

Doğrusu biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar onu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korktular. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalim çok bilgisizdir.

Gerçek şu ki, biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir.

Biz, emaneti (Allah'a itaat ve ibadetleri), göklere, arza ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler; ondan korktular da onu insan yüklendi. İnsan (bu emanetin hakkını gözetmediğinden) cidden çok zalim, çok cahil bulunuyor. (Yani, bu emanetin şeref ve kıymeti, mes'uliyeti o kadar büyüktür ki, eğer o, şu büyük cisimlere ve yapısı sağlam varlıklara arz edilse ve onların da şuur ve idrakleri bulunsa muhakkak ki bu emaneti yüklenmekten sakınırlar ve ondan korkarlardı. Fakat insan çaresiz olarak bünyesinin zafiyeti ile o emaneti yüklenmiştir).

Gerçekten Biz, emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik. Onu taşımaktan çekindiler ve ondan şiddetle korktular. Fakat insan, o emaneti yüklendi. Şüphesiz insan, çok zalim ve çok cahildir.

[İnsan, bu benlik emanetini yüklenmekle, büyük bir imtihan geçirmektedir.]

Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, sorumluluğundan korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zâlimdir; çok câhildir.[445]

[445] Emanet kelimesi hakkında bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XV, 360-361; V, 183-188.

Göklere de, yere de, hemi de dağlara, biz emaneti önergemiştik, yüklenmekten çekindiler onu, ondan korktular, onu insan yüklendi, o zalimdi, o bilgisiz!

Gerçek şu ki, biz emaneti (akıl ve iradeyi), göklere, yere ve dağlara sunduk; onu yüklenmekten kaçındılar, sorumluluğundan korktular. Onu, pek zalim ve cahil olduğu halde insan yüklendi. 

Bkz. 59/21Otoritelerin çoğu, “emanet”i, “muhakeme” yahut “akıl, bilinç ve irade” yani iyi ve kötü arasında seçim yapabilme yeteneği olarak değerlendir... Devamı..

Semâvâta ve arza ve dağlara emâneti (günâhı) teklîf itdik yüklenmek istemediler ânı kabûlden korkdılar câhil insân yüklendi ve zâlim oldı.

Doğrusu Biz, sorumluluğu (emaneti) göklere, yere, dağlara sunmuşuzdur da onlar bunu yüklenmekten çekinmişler ve ondan korkup titremişlerdir; onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim ve çok cahildir. (kabulüne rağmen emanete hıyanet etmektedir)

Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.[443]

İnsanın yüklendiği emanet, başta akıl, irade ve iradeyi serbestçe kullanmanın gerektirdiği sorumluluklardır. İnsan, iyi ve kötü arasında seçim yapabil... Devamı..

Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.  

 İnsana yüklenen emanet, işlenmesinde sevab, terkinde ikab olan ibadet ve davranışlarla, akıl ve düşünce kabiliyetidir. Kulluk ve akıl emanetine riaye... Devamı..

Biz sorumluluğu (sınanmayı) göklere, yere, dağlara sunmuştuk da onlar onu yüklenmekten çekinmişler ve kabul etmemişlerdi. Ancak onu insan yüklendi; o zalim ve cahil olmuştu.

Bak 3:83; 13:15; 41:11.

Biz o emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik, onlar, onu yüklenmeye yanaşmadılar, ondan korktular da onu insan yüklendi. O gerçekten çok zalim ve çok cahildir.

Evet, biz o emaneti Göklere, Yere ve Dağlara arzettik, onlar onu yüklenmeğe yanaşmadılar, ondan korktular da onu insan yüklendi, o cidden çok zalim, çok câhil bulunuyor

Biz, emaneti¹ göklere, yere ve dağlara sunduk. Onu yüklenmeye yanaşmadılar². Ondan korktular.³ Onu insan yüklendi. O, çok zalim ve çok cahildir.⁴

1. Dilediğini yapabilme özgürlüğü. 2- İrade sahibi olmaktan çekindiler. 3- Emanetin, göklere, yerlere ve dağlara sunulması mecazi bir ifadedir. Bu... Devamı..

Biz emâneti göklere, yere ve dağlara arz (ve teklif) etdik de onlar bunu yüklenmekden çekindiler, bundan endişeye düşdüler. İnsan (a gelince: O, tutdu) bunu sırtına yükledi. Çünkü o, çok zulümkâr, çok câhildir.

Muhakkak ki biz emâneti göklere, yere ve dağlara arz ettik de (onlar) onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular; insan ise onu yükleniverdi.(1) Doğrusu o çok zâlim, çok câhildir.(2)

(1)“Gök, zemin, dağ tahammülünden (yüklenmekten) çekindiği ve korktuğu emânetin müteaddid (pek çok) vücûhundan (yönlerinden) bir ferdi, bir vechi, ‘en... Devamı..

Biz emaneti göklere, yere ve dağlara yükledik, onlar emaneti yüklenmekten kaçındılar ve üzerlerinde kalmasından korkup (Allah’ın onlara yüklediği bütün fonksiyonlarını yerine getirip) itaat ettiler. İnsan ise emaneti yüklendi. (yüklendiği kulluk görevini yerine getirmemekle) kendi kendine zulmedip cahillik etmiştir.

Biz din ödevini önce yerlere, göklere yüklemek istedik. Ancak, onlar bunu yüklenmekten çekindiler, bundan kuşkulandılar. sonra bunu insan yüklendi. Çünkü o kıyan, sonunu hiç düşünmiyen bir varlıktır.

Biz emaneti [²] göklere, yere ve dağlara arz ve teklif ettik. Onlar, yüklenmeden çekindiler, ondan endişe ve telâşa düştüler. İnsan tuttu onu sırtına yüklendi, çünkü o, pek zalim, pek cahildir.

[2] Şer'î teklifatı, evamir ve nevahiyi, din kaidelerini, vediaları.

Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar. Onu insan yüklendi. Şüphesiz o çok zalimdir, çok cahildir.

Allah’ın bahşettiği ekonomik, sosyal, bireysel ve toplumsal bütün imkan ve fırsatları; akıl, beden, duyular, irâde, vicdan, muhâkeme gibi üstün yetenekleri O’na kullukta kullanarak yeryüzünde O’nun adına, O’nun hükümlerini egemen kılma mücâdelesi o kadar ağır, o kadar ciddî bir görevdir ki; Biz bu emâneti önce göklere, yere ve dağlara teklif ettik fakat onlar bu büyük sorumluluğu göze alamadıklarından, onu yüklenmekten çekindiler. Böylece bu yükümlülüğü, küçücük cüssesine rağmen, Allah’ın kendisine bahşettiği yetenekler sayesinde göklere, yere ve dağlara hükmetme gücünü elinde bulunduraninsanoğlu kabul etti. Düşünsenize; bunca nîmetlerle donatıldığı hâlde, yüklendiği emânetin hakkını veremeyen insan ne kadar zâlim, ne kadar câhildir!

Biz, Emanet’i Dağlar’a, Yer’e ve Gökler’e sunduk; onu yüklenmekten kaçındılar; ondan korktular.
Onu İnsan yüklendi. O, çok câhil zâlim oldu.

Aslında biz sorumluluk olayını, göklere yerlere ve dağlara teklif ettik. Onu yüklenmek istemediler. Ondan ürktüler. Ama onu, insan üstlendi. Çünkü sorumluluk, her tür haksızlığa elverişli bir makamdır.

Şüphesiz özgür iradeleriyle seçme hakkını, yapacağı seçimlerinden sorumlu olmayı; göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar yüklenmek istemediler. Özgürce seçim yapma sorumluluğundan çekindiler. Özgürce seçim yaparak sorumluluk üstlenmeyi insan yüklendi. Çünkü insan yaptığını pek bilmez. Acele kararlar vererek kendine zulmeder. Üstelik bilmeden hareket ederek cahillik yapar.

Biz emaneti (sorumluluğu) göklere, yere ve dağlara sunmuştuk da onlar bunu yüklenmekten çekinmişler, (sorumluluğundan) korkmuşlardı. [*] Onu insan yüklenmişti. Şüphesiz ki o (insan), çok zalimdir, [*] çok cahildir.

Buradaki “korkmak” fiili gökler ve yer için elbette mecazdır; sorumluluğun büyüklüğünü gösteren bir kullanımdır. Zira sorumluluğun ne olduğu fark edeb... Devamı..

Gerçekten Biz, emaneti¹ göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar, bunu yüklenmekten kaçınıp ondan korktular. Fakat o (emaneti, sadece) insan yüklendi. (Buna rağmen) o (insan cinsi) çok zâlim, çok cahildir.

1 Bu emanet; Allah’ın gerek kendi hukukuna ve gerekse halkın hukukuna ait emir ve yasaklar, hilâfet, akıl ve irade özelliği olabilir.

Gerçek şu ki, Biz [akıl ve irade] emaneti[ni] göklere, yere ve dağlara sunmuştuk; ⁸⁷ ama (sorumluluğundan) korktukları için onu yüklenmeyi reddettiler. O (emanet)i insan üstlendi; ⁸⁸ zaten o, daima haksızlığa ve akılsızlığa son derece meyyal biridir.

87 Klasik müfessirler, bu örnekte geçen emânet (“emanet etmek”) terimi için akıllarına gelen her türlü açıklamayı yapmışlardır. Ama bu açıklamaların e... Devamı..

Biz emaneti (irade ve yükümlülüğü) göklere, yere ve dağlara sunduk, fakat onlar bu yükümlülüğün hakkını verememekten korkup emaneti almaktan kaçındılar ve emaneti insan yüklendi. Zalimce ve cahilce davrandı. 7/172- 173, 59/21

İşin gerçeği Biz emaneti[3797] göklere, yere ve dağlara sunduk; ve onlar emaneti taşımaktan kaçındılar, ondan dolayı tedirgin oldular;[3798] nihayet onu insan yüklendi:[3799] ne var ki, o da zalim ve cahil biri olup çıktı.[3800]

[3797] “Emanet” nedir? Emanet, bazı müfessirlerin dediği gibi “ibadetler” olamaz. Zira Me’âric 32-24’te emanet ve namaz ayrı ayrı zikredilmektedir. Bu... Devamı..

Biz emaneti göklere ve yere ve dağlara teklif ettik, onlar onu yüklenmeden hemen çekindiler ve ondan korkuya düştüler ve onu insan yüklendi. Şüphe yok ki o, çok zalim, çok bilgisiz oldu.

Biz emaneti göklere, yere, dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten kaçındılar. Zira sorumluluğundan korktular, ama onu insan yüklendi. İnsan (bu emanetin hakkını gözetmediğinden) cidden çok zalim, çok cahildir.

Emanet: farzlar, yükümlülükler, Allah’a itaat, akıl ve düşünme kabiliyeti tarzlarında tefsir edilmiştir. Kader sırrı yani Allah’ın takdirine razı olma... Devamı..

Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara sunduk; onu yüklenmekten kaçındılar, on(un sorumluluğun)dan korktular; onu insan yüklendi; (fakat onun ağır sorumluluğunu tam kavrayamadı) doğrusu o, çok zalim, çok cahildir.

Yüce Allah, bu âyette başkasının hakkını, malını doğrulukla koruyup sâhibine vermenin önemini belirtmek için, emânetin, göklerin ve yerin çekemeyeceği... Devamı..

Biz emaneti[1]; göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkup titrediler. Onu insan yüklendi. O da çok zalimleşti[2] ve kendine hakim olamadı[3]. .

[1] Emanet : .. [2] Bu ayetteki nakıs fiil olan كان 'ye صار = dönüştü; anlamı verilmiştir. [3] Emanet حم (1) عسق (2) كَذَلِكَ يُوحِي إِلَيْكَ وَإِلَ... Devamı..

Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk, onu taşımaktan kaçındılar, ondan korktular. Onu insan yüklendi. O, zalim ve cahil oldu.

Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk. Onlar korktular ve yüklenmekten kaçındılar; insan ise onu yükleniverdi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.(25)

(25) Göklere, yere ve dağlara emanet teklifinin gerçekten mi cereyan ettiği, yoksa bu ifadelerin birer temsilden mi ibaret olduğu konusunda çok çeşitl... Devamı..

Biz emâneti göklere, yere, dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmekten kaçındılar, ondan ürktüler. İnsan ise çok zalim ve çok cahil olduğu halde onu yüklendi.

bayıķ biz 'arż eyledük emāneti göklere daħı yire daħı ŧaġlara pes onamadılar kim götüreler anı daħı ķorķdılar andan. daħı götürdi anı ādemį ya'nį ādem peyġamber bayıķ ol oldı žulm eyleyici bilmeyici.

Taḥḳīḳ biz ‘arż ḳılduḳ emāneti gökler üstine, daḫı yirler üstine ve ṭaġlarüstine. Rāżī olmadılar anı götürmege ve andan ḳorḳdılar. Ādem oġlanı gö‐türdi anı. Taḥḳīḳ ol ḳatı ẓālim ve ḳatı cāhildür.

Biz əmanəti (Allaha itaət və ibadəti, şər’i hökmləri yerinə yetirməyi) göylərə, yerə və dağlara təklif etdik. Onlar ona yüklənməkdən (götürüb özləri ilə daşımaqdan) qorxub çəkindilər. Ona insan yükləndi. Həqiqətən, o çox zalım, çox cahildir. (İnsan bu ağır əmanəti götürməklə özünə zülm etdi və cahilliyi üzündən onun çətinliyini, ağır nəticəsini bilmədi).

Lo! We offered the trust unto the heavens and the earth and the hills, but they shrank from bearing it and were afraid of it. And man assumed it. Lo! he hath proved a tyrant and a fool.

We did indeed offer the Trust(3777) to the Heavens and the Earth and the Mountains;(3778) but they refused(3779) to undertake it,(3780) being afraid thereof: but man undertook it;-(3781) He was indeed unjust(3782) and foolish;-

3777 The Trust is something given to a person, over which he has a power of disposition: he is expected to use it as directed or expected, but he has ... Devamı..


Designed by ÖFK
En iyi 1024 x 768 pikselde görüntülenir.