28 Ocak 2022 - 25 Cemaziye'l-Ahir 1443 Cuma

ANA SAYFA | SURELER  | AYET KARŞILAŞTIRMA |KUR'AN'DA ARA! |FİHRİST | DOWNLOAD | MOBİL
Kullanıcı : Şifre :   Şifremi Unuttum    KAYDOL
Âl-i İmrân Suresi 81. Ayet

Ayeti Dinle



Meal Ekle/Çıkar

Hepsini Seç/Sil


Tercihinizin bir sonraki oturumda hatırlanması için giriş yapmalısınız.

Arapça Metin
Türkçe Transcript
Abdulbaki Gölpınarlı Meali
Abdullah-Ahmet Akgül Meali
Abdullah Parlıyan Meali
Ahmet Tekin Meali
Ahmet Varol Meali
Ali Bulaç Meali
Ali Fikri Yavuz Meali
Bahaeddin Sağlam Meali
Bayraktar Bayraklı Meali
Besim Atalay Meali (1965)
Cemal Külünkoğlu Meali
Cemil Said (1924)
Diyanet İşleri Meali (Eski)
Diyanet İşleri Meali (Yeni)
Diyanet Vakfı Meali
Edip Yüksel Meali
Elmalılı Hamdi Yazır Meali
Elmalılı Meali (Orijinal)
Erhan Aktaş Meali
Hasan Basri Çantay Meali
Hayrat Neşriyat Meali
İlyas Yorulmaz Meali
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
İsmail Hakkı İzmirli
Kadri Çelik Meali
Mahmut Kısa Meali
Mahmut Özdemir Meali
Mehmet Çakır Meali
Mehmet Çoban Meali
Mehmet Okuyan Meali
Mehmet Türk Meali
Muhammed Esed Meali
Mustafa Çavdar Meali
Mustafa İslamoğlu Meali
Ömer Nasuhi Bilmen Meali
Suat Yıldırım Meali
Süleyman Ateş Meali
Süleyman Tevfik (1927)
Süleymaniye Vakfı Meali
Şaban Piriş Meali
Ümit Şimşek Meali
Yaşar Nuri Öztürk Meali
Eski Anadolu Türkçesi
Satır Altı Meal (1534)
Bunyadov-Memmedeliyev
M. Pickthall (English)
Yusuf Ali (English)
Tercihinizin hatırlanması için
giriş yapmalısınız.

Meallerdeki sıralama bir tercih sıralaması değil alfabetik sıralamadır. Ziyaretçilerimiz takip etmek istedikleri mealleri sol sütundan seçerek ilerleyebilirler. Tercihlerinin hatırlanması için "Tercihimi Hatırla" tıklanmalıdır.

Ve-iż eḣaża(A)llâhu mîśâka-nnebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin vehikmetin śümme câekum rasûlun musaddikun limâ me’akum letu/minunne bihi veletensurunneh(u)(c) kâle eakrartum veaḣażtum ‘alâ żâlikum is(s) kâlû akrarnâ(c) kâle feşhedû veenâ me’akum mine-şşâhidîn(e)

An o zamanı ki Allah, peygamberlerden, size kitap ve hikmet verdim, sonra da sizdeki kitabı gerçekleyen bir peygamber göndereceğim, ona mutlaka inanacaksınız, mutlaka yardım edeceksiniz diye söz almıştı ve ikrar ettiniz mi, size yüklediğim bu ağır yükü aldınız, yüklendiniz mi demişti. İkrar ettik demişlerdi de o da öyleyse tanık olun demişti, ben de sizinle beraber tanıklık edenlerdenim.

Hani o vakit Allah peygamberlerden ’kesin bir söz (misak)’ almıştı: "Andolsun size Kitap ve hikmetten (doğru bilgiler) vereceğim, sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi geldiğinde ise ona hemen ve kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksınız" buyurmuştu. (Ardından:) "Bunu ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü aldınız mı?" (diye sormuştu.) Onlar ise: "İkrar ettik!" (Kabullendik) demişlerdi de (bunun üzerine Rabbimiz de:) "Öyleyse şahit olun, Ben de sizinle beraber şahit olanlardanım" demişti.

Allah geçmiş toplumlardan peygamberleri vasıtasıyla şöyle söz almıştı. “Eğer kitabı ve hikmeti size verdikten sonra halen sahip olduğunuz gerçekleri doğrulayan bir elçi size gelirse, ona inanmalı ve yardım etmelisiniz. Bu şarta dayalı olarak sözümü kabul ediyor musunuz?” Onlar da “Kabul ederiz” dediler. Allah: “Öyleyse buna şahit olun, Ben de sizin şahidiniz olacağım” dedi

Allah'ın peygamberlerden, (peygamberleri vasıtasıyla ümmetlerinden) şu kesin sözü, taahhüdü aldığını insanlara hatırlat:

“- Ben size kitapları ve hikmeti, peygamberliği, sağlıklı ve ahlâklı yaşama bilgisini, peygamberinizin sünnetini verdikten sonra, size, ellerinizdeki doğru bilgileri, kutsal kitaplardaki bilgileri tasdik eden bir Rasûl geldiğinde, ona, mutlaka inanıp yardım etmelisiniz. Bunu kabul ediyor musunuz? Bu şartlarla, sorumluluk gerektiren emirlerimi, hükümlerimi yerine getireceğinize dair söz veriyor musunuz?” dediğinde:

“- Yerine getireceğimize söz veriyoruz” dediler. Allah da:

“- O halde şâhit olun, ben de sizlerle birlikte şâhit olanlardanım” buyurdu.

bk. Kur’ân-ı Kerim, 7/172; 33/7.

Allah, peygamberlerden: "Ben size Kitap ve hikmet verdim. Daha sonra sizin yanınızda olanı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde ona kesin olarak inanacak ve kendisine yardımda bulunacaksınız" diye söz almıştı. "Bunu kabul edip bu husustaki ağır yükümü üzerinize aldınız mı?" dedi. Onlar da: "Kabul ettik" dediler. (Allah da): "Öyleyse şahid olun, ben de sizinle birlikte şahitlerdenim" dedi.

Hani Allah peygamberlerden 'kesin bir söz (misak)' almıştı: 'Andolsun size Kitap ve hikmetten verip sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi geldiğinde, ona kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksınız.' Demişti ki: 'Bunu ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü aldınız mı?' Onlar: 'İkrar ettik' demişlerdi de 'Öyleyse şahid olun, ben de sizinle birlikte şahid olanlardanım,' demişti.

Hem Allah, vaktiyle Peygamberlerin mîsakını (bağlılık sözünü) şöyle almıştı: “- Celâlim hakkı için size kitap ve hikmetten verdim. Sonra size, beraberinizdekini tasdik eden bir Peygamber geldiğinde mutlaka ona iman edeceksiniz ve her halde ona yardımda bulunacaksınız; bunu ikrar ettiniz mi ve bu ağır ahdimi üzerinize alıp kabullendiniz mi?” buyurdu. Onlar: “-İkrar ettik”, dediler. Allah şöyle buyurdu; “- Öyle ise birbirinize karşı şâhit olun, ben de sizinle beraber şâhitlerdenim.”

Allah, peygamberlerin (ümmetlerinden) söz aldı ki: “Size kitap ve hikmet (yasa ve ilim) verdim. Sonra elinizdeki hakikatleri tasdik edici bir elçi geldiğinde ona inanacaksınız ve ona yardım edeceksiniz.” Allah: “Kabul edip söz veriyor musunuz?” dedi. Onlar: “Kabul ettik” dediler. Allah: “Siz şahit olun, Ben de sizinle beraber şahitlerdenim.” dedi.(*)

(*) Her peygamber, bencillik göstermeden Allah namına, ondan sonra gelecek peygambere uymaları için ümmetlerinden söz almıştır.

Allah, peygamberlerden şöyle söz almış ve “Bakın size kitap ve hikmet verdim, şimdi yanınızda bulunanı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde ona mutlaka inanacak ve yardım edeceksiniz. Bunu kabul ettiniz mi? Bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?” demişti. Onlar da, “Kabul ettik” dediler. “O halde tanık olunuz, ben de sizinle beraber tanık olanlardanım” dedi.

Ne zaman ki, peygamberlerden Allah ahdalmıştı, «Size kitap, size hikmet vererek sonra size, yanınızda olanı gerçekliyen bir peygamber gelince, ona inanarak, yardım ediniz» diye buyurmuştu; yine demişti ki : «Bunu ikrar ettiniz mi? Ahdimizi üstünüze aldınız mı?» Onlar: «ikrar ettik» dediler, imdi «Tanık olun, ben de sizinle birlikte tanıklardanım» diye buyurdu

Allah, (elçilik görevi verirken) nebilerden şöyle söz almıştı: “Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olan (kitapları) tasdik eden bir resul geldiğinde muhakkak ona inanacak ve kendisini muhakkak destekleyeceksiniz (ayrıca bu görevi ümmetlerinize de yükleyeceksiniz). Kabul ettiniz mi; bu ağır görevi yüklendiniz mi?” buyurduğunda, onlar da: “Kabul ettik” dediler. (Allah) şöyle buyurdu: “Öyle ise birbirinize şahit olun, ben de sizinle beraber şahitlik edenlerdenim.”

Allâh peygamberlerden ’ahid aldığı vakit ânlara "İşte size kitâb ve hikmet viriyorum. Bunları tasdîk idecek bir peygamber gelecekdir. Âna inanınız ve elinizden geldiği mertebe yardım idiniz, kabûl idiyor mısınız. Ve bu şartla ’ahde girişiyor mısınız? didi. "Kabûl idiyoruz" didiler Allâh biri birinize şâhid olunuz, sizinle berâber ben de şâhid olacağım" buyurdı.

Allah peygamberlerden ahid almıştı: "And olsun ki size Kitap, hikmet verdim; sizde olanı tasdik eden bir peygamber gelecek, ona mutlaka inanacaksınız ve ona mutlaka yardım edeceksiniz, ikrar edip bu ahdi kabul ettiniz mi?" demişti. "İkrar ettik" demişlerdi de: "Şahid olun, Ben de sizinle beraber şahidlerdenim" demişti.

Hani, Allah peygamberlerden, “Andolsun, size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz” diye söz almış ve, “Bunu kabul ettiniz mi; verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi?” demişti. Onlar, “Kabul ettik” demişlerdi. Allah da, “Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım” demişti.

Hani Allah, peygamberlerden: «Ben size Kitap ve hikmet verdikten sonra nezdinizdekileri tasdik eden bir peygamber geldiğinde ona mutlaka inanıp yardım edeceksiniz» diye söz almış, «Kabul ettiniz ve bu ahdimi yüklendiniz mi?» dediğinde, «Kabul ettik» cevabını vermişler, bunun üzerine Allah: O halde şahit olun; ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim, buyurmuştu.

ALLAH peygamberlerden (nebilerden) şöyle misak almıştı: "Size kitap ve hikmet vereceğim. Daha sonra, beraberinizdekileri doğrulayan bir elçi (resul) geldiğinde ona inanacak ve onu destekleyeceksiniz. Bunu kabul ettiniz mi ve bu sözleşmeyi yerine getireceğinize söz verdiniz mi," demişti. Onlar "Kabul ettik," deyince, "Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahid olanlardanım," demişti.

Bak 33:7 ve 33:40; Kitab-ı Mukaddes: Malaki 3:1-21, Luka 17:22-36 ve Matta 24:27.

Allah peygamberlerden şöyle söz almıştı: "Andolsun ki size kitab ve hikmet verdim, sonra yanınızda bulunan (kitaplar)ı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde ona muhakkak inanacak ve ona yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?" demişti. Onlar: "Kabul ettik" dediler. (Allah da) dedi ki: "Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım".

Hem Allah vaktiyle Peygamberlerin şöyle misakını almıştır: Celâlim hakkıyçün size kitab ve hikmetten her ne verdimse sonra size beraberinizdekini tasdik eden bir Resul geldiğinde ona mutlak iyman edeceksiniz ve lâbüdd ona yardımda bulunacaksınız, buna ıkrar verdiniz mi? ve bunun üzerine ağır ahdimi boynunuza aldınızı mı? buyurdu, ıkrar verdik dediler, öyle ise, buyurdu: Şahid olun ben de sizinle beraber şahidlerdenim

Hani Allah, Nebilerden söz almıştı:¹ “Size, kitap ve hikmet verdim; şimdi yanınızdakini² tasdik eden bir resûl geldiğinde, ona kesinlikle inanacak ve yardım edeceksiniz.” “Bunu kabul ettiniz mi? Bu önemli görevi üstlendiniz mi?” demişti. “Kabul ettik.” Dediler. Allah: “Öyleyse tanık olun, Ben de sizinle birlikte tanık olanlardanım.” dedi.¹

1. Nebilerden söz alınmasıyla kast edilen şey, Ehl-i Kitap\ın Nebimize iman etmelerine yönelik bir hatırlatma ve çağrıdır. 2. Kitâp\ı)

Allah, (geçmiş) peygamberler (in) den — and olsun ki size Kitab ve hikmet verdim. Sonra da size nezdinizdeki (o Kitab ve hikmeti) tasdik eden bir peygamber gelmişdir (gelecekdir). Ona kat'iyyen îman ve ona her halde yardım edeceksiniz diye — (ahd ve) mîsâk aldığı zaman dedi ki «Ikraar etdiniz ve uhdenize bu ağır yükümü (vecîbemi) alıb kabul eylediniz mi»? Onlar (cevaben): «Ikraar etdik» dediler. (Allah) dedi ki: «Öyleyse (birbirinize ve ümmetlerinize karşı) şâhid olun, ben de sizinle beraber (bu ıkraarınıza) şâhidlik edenlerdenim.

Hem Allah, vaktiyle peygamberlerin: “Size kitab ve hikmetten her ne versem, sonra size berâberinizde olanı tasdîk edici bir peygamber gelse, mutlaka ona îmân edeceksiniz ve mutlaka ona yardım edeceksiniz!” diye sağlam sözlerini aldığında: “İkrâr ettiniz (mi) ve bu ağır ahdimi (üzerinize) aldınız mı?” buyurdu. (Onlar:) “İkrâr ettik!” dediler. (Allah:) “Öyle ise şâhid olun, ben de sizinle berâber şâhidlerdenim!” buyurdu.

Allah “(Ey Ehli kitap!) Size kitaptan ve içindeki açık hükümlerden verdiklerimi, peygamberlerin sözleşmeleri haline getirmiş, sonra; sizinle beraber olanı tasdik edip doğrulayan bir elçi geldiğinde, o elçiye iman edip, ona yardımcı olmalısınız. (Ey ehli kitap!) Elçiye iman edip yardım edeceğinize dair, ahdimi sahiplenmeye karar verdiniz mi?” dediğinde, onlarda “Karar verdik” dediler. Allah da “Şahit olun, bende sizinle beraber şahit olanlardanım” dedi.

O gün Allah peygamberlerinden söz almıştı: «Size Kitap’I doğrunun bilgisini verdim. Sonra size önce verilen Kitap’ları doğrulayan bir elçi gelecek, ona kesin olarak inanın, ona iyice yardımda bulunun» diye. «Allah’a söz veriyor musunuz, sözümü tutacak mısınız?» demişti. Elçiler de: «Söz veriyoruz» demişlerdi. Allah buyurmuştu: «Öyleyse tanık olun. Ben de sizinle birlikte tanık oluyorum.»

Hani Allah size Kitap ve Hikmet [⁶] verip sonra sizdekini tasdik edici bir peygamber gelince « * her halde ona iman ve yardım edesiniz» diye peygamberlerden [⁷] bir misak [⁸] almıştı. Allah «ikrar ettiniz mi? Bunun üzerine ahtimi kabul eylediniz mi?» demiş, onlar da «ikrar ettik» demişlerdi. Allah da kendinize ve etbamıza şahit olun, ben de sizin ile beraber şehadet edenlerdenim» demişti.

[6] Kitapta mezkûr olmayan mufassal tekâlif-ı şer'iye hakkında vârit olan vahy-i İlâhi.[7] Her peygamberden kendinden sonra gelecek her peygamber hakk... Devamı..

Hani Allah peygamberler hakkında (ümmetlerinden), “Size kitab ve hikmet verdikten sonra sizde olanı onaylayan bir peygamber geldiğinde ona mutlaka iman edip yardım edeceksiniz” diye söz almış ve, “İkrar edip bu yükümü (ahdimi) yüklendiniz mi?” demişti. Onlar “İkrar ettik” demişlerdi de Allah, “Şahit olun, ben de sizinle beraber şahitlerdenim” demişti.

Hani Allah, her birine elçilik görevini verirken, Peygamberlerden şöyle söz almıştı:
“Bakın, Ben size Kitap ve hikmet verdikten sonra, eğer günün birinde, elinizdeki hakîkati doğrulayan yeni bir Peygamber size gelecek olursa, ona mutlaka iman edecek ve kendisini muhakkak destekleyeceksiniz! Ayrıca bu görevi, ümmetinize de açıkça bildireceksiniz! Sonra Allah, her birine ayrı ayrı sormuştu:
“Şimdi, bana karşı ağır bir sorumluluk yüklenerek bu şartlar altında sözleşmemi kabul ediyor musunuz?” Peygamberler:
“Evet, kabul ediyoruz ya Rab! diye cevapladılar. Allah da:
“O hâlde şâhit olun, ben de sizinle birlikte buna şahidim!” buyurdu.
Ey Yahudi ve Hıristiyanlar! Eğer gerçekten önceki Peygamberlerin izinden gitmek istiyorsanız, onların Allah’a verdikleri bu sözü dikkate almalı ve vasiyetlerine uyarak son Elçiye iman etmelisiniz.

Hani, Allah Nebiyyler’in mîsâkını / açık ve kesin bağlılık sözünü aldı:
-“Her bir kitap ve hikmetten size verdiğimde, sonra size yanınızda olanı doğrulayan bir rasûl geldiğinde ona iman edersiniz ve ona yardım edersiniz.

Kabul ettiniz mi; bu ağır sözümü aldınız mı?” dedi.
-“Aldık, kabul ettik” dediler.
-“Şahid olun! Ben de sizinle birlikte Şahidler’denim” dedi.

Hatırlar mısın ? Allah, ezelde resullerinden kesin söz almış: " Size ilerde kitapla birlikte egemenlik vereceğim, ama daha sonra sizi doğrulayan bir elçi gelirse ona inanacak yardım edip destek olacaksınız. Tamam mı? Bana söz veriyor musunuz ? ” demiş, Onlar: " Tamam " diyerek onay verince, Allah da: " Siz de benim tanıklığıma tanık olun o zaman.

Hani Allah Nebilerinden "Andolsun! Size vereceğim kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir Nebi geldiğinde, O’na mutlaka iman edeceksiniz, O’na mutlaka yardım edeceksiniz!" diye söz almış ve "Bunu kabul ettiniz mi? Verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi?" demişti. O’nlar "Kabul ettik!" demişlerdi. Allah da, "Öyleyse şahit olun! Ben de sizinle beraber şahit olanlardanım!" demişti.

Hani Allah peygamberlerden “Ben size Kitap ve [hikmet] (doğru hüküm verme yeteneği) verdikten sonra beraberinizdekileri onaylayan bir elçi geldiğinde ona mutlaka inanacak ve yardım edeceksiniz.” diye söz almıştı. “Bunu kabul ettiniz mi? Bu ağır sözümü [*] üstlendiniz mi?” dediğinde, “Kabul ettik.” demişlerdi. (Bunun üzerine Allah) “(Birbirinize) şahit olun! Ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim.” demişti. [*]

Burada sözü edilen [ısr] yani “ağır yük”, Hz. Muhammed’e kadar gönderilen bütün peygamberlerden alınan “gelecek olan yeni Elçi’ye inanıp ona yardım et... Devamı..

Allah, Peygamberler (vasıtasıyla geçmiş ümmetler)den:¹ “Ben size Kitap ve hikmet verdikten sonra elinizde bulunanların doğrusunu söyleyen bir Peygamber gelince, ona kesinlikle inanacak ve kendisini destekleyeceksiniz” diye söz almış ve onlara: “Bunu kabul ettiniz ve omuzlarınıza yüklediğim bu görevi üstlendiniz mi?” demişti. Onlar da: “Kabul ettik.” dediler. (Bunun üzerine Allah,): “Siz de birbirinize şâhit olun zâten Ben de sizinle beraber şâhitlik edeceğim.” buyurdu.

1 Bu parantez, Kurtubî’de nakledilen Basriyyun’un görüşü olarak âyetin daha iyi anlaşılması için alınmıştır.

ALLAH, [geçmiş vahiylerin izleyicilerinden] peygamberler vasıtasıyla şu taahhüdü talep etti: ⁶⁴ “Eğer, vahyi ve hikmeti size bahşettikten sonra, halen sahip olduğunuz hakikati tasdik eden bir elçi size gelirse o’na inanmalı ve yardım etmelisiniz. Bu şarta dayalı ahdimi kabul ve tasdik eder misiniz?” Onlar: “Kabul ederiz!” dediler.Allah: “Öyleyse [buna] şahit olun, Ben de sizin şahidiniz olacağım. ⁶⁵

64 Lafzen, “peygamberlerin sağlam taahhüdünü”. Zemahşerî, burada kasdedilenin bir bütün olarak toplumdan alınan taahhüt olduğu görüşündedir: peygamber... Devamı..

Allah, nebilerden şu misakı/sözü almıştı; “Size, kitap ve hikmet verdikten sonra, sizin ilettiğiniz mesajı doğrulayan bir elçi gelecek olursa, ona kesinlikle iman edecek ve ona yardım edeceksiniz değil mi?” dedikten sonra; “Karar verdiniz ve size yüklediğim bu ağır yükü kabul ettiniz mi?” demişti. Onlar da, “Evet, kabul ettik” deyince Allah; “Öyleyse, buna şahit olun, ben de sizinle birlikte buna şahidim.” buyurmuştu. 73/5, 12/111,

Allah nebiler (aracılığıyla kitap ehlin)den; “Eğer vahiyden ve hikmetten size bir pay verdikten sonra size elinizdekini tasdik eden bir elçi gelirse,[622] kesinlikle ona inanmalı ve yardım etmelisiniz” taahhüdünü aldığı zaman sordu: “İşte bu şarta dayalı ahdimi alıp kabul ettiniz mi?”[623] “Kabul ve tasdik ettik!” diye cevap verdiler. Allah buyurdu: “O hâlde şahid olun! Ben de sizinle birlikte, bu sözünüze şahit olanlardanım!”

[622] Önceki elçilerin kendilerinden sonra gelecek elçiye atıf yapmaları, sadece Allah Rasûlü örneğiyle sınırlı değildir. Gelecek bir elçiyi müjdeleme... Devamı..

Yâdet o zamanı ki, Allah Teâlâ peygamberlere hitaben «Size kitap ve hikmet verdim, sonra sizin nezdinizdekini musaddık olarak bir resûl gelecektir. O'na elbette imân ve yardım edeceksiniz» diye peygamberlerden bir müekked ahd aldıkta buyurdu ki, «İkrar ettiniz mi? Ve bunun üzerine benim o ahdimi alıp kabul eylediniz mi?» Onlar da, «İkrar ettik,» dediler. (Cenâb-ı Hak da) Buyurdu ki: «Öyleyse şahit olunuz, ben de sizinle beraber şahitlerdenim.»

Hem Allah, vaktiyle peygamberlerden “Size kitap ve hikmet vermemden sonra, Sizin yanınızda bulunan kitabı tasdik edici bir peygamber geldiğinde, mutlaka ona inanıp yardımcı olacaksınız. ” diye söz almıştır. Allah: “Bunu kabul ettiniz, bu ağır yükümü sırtınıza aldınız mı? ” dediğinde onlar: “Kabul ettik” diye kesin söz verince, Allah Teâlâ: “Siz de şahit olun, zaten Ben de sizinle beraber şahitlik edeceğim. ” buyurdu. [33, 7; 7, 172]

Yüce Allah bu mîsakı vahiy ile almıştır. O, gönderdiği her peygambere, Hz. Muhammed (a.s.)’ın vasıflarını bildirmiş ve ona ulaştığı takdirde destek v... Devamı..

Allah, peygamberlerden şöyle söz almıştı: "Bakın, size Kitap ve hikmet verdim; imdi yanınızda bulunan(Kitap)ı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka inanacak ve ona mutlaka yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?" demişti. "Kabul ettik!" dediler. "O halde tanık olun, ben de sizinle beraber tanık olanlardanım." dedi.

Vaktâ ki Allâh enbiyâdan ('alem-i ervâhdalar iken kavimleri nâmına) size vireceğim kitâb ve hikmetden sonra o kitâb ve hikmeti tasdîk idici olarak bir rasûl geldikde ona îmân itmek ve dîni izhârı içün yardım iylemek üzere 'ahid ve mîsâk aldı. Ve onlara ikrâr itdiniz mi ve bu sûretle 'ahdimi kabûl iylediniz mi? didi. Onlar da ikrâr iyledik didiler. Allâh Te'âlâ bu husûsda siz (kendiniz ve kavminiz üzerine) şâhid olunuz ve ben de sizinle berâber şâhidlerdenim buyurdı.

Allah nebilerden kesin söz aldığında şöyle demiştir: "Size Kitap ve hikmet veririm de elinizde olanı onaylayan bir elçi gelirse kesinlikle ona inanacaksınız ve destek vereceksiniz. Bunu kabul ettiniz mi? Bu ağır yükü (ısr[*]) yüklendiniz mi?". Onlar da "Kabul ettik" demişlerdir. Allah: "Siz buna şahit olun, sizinle beraber ben de şahidim" demiştir.

[*] ISR : Sonradan gelecek nebi ve resullere inanma ve destek verme sorumluluğudur.

Allah, peygamberlerden:-Size kitap ve hikmet verdim, sonra sizden olanı doğrulayan bir peygamber gelecek, ona kesinlikle iman edecek ve ona yardım edeceksiniz! diye söz aldığı zaman (sormuştu):-Karar verdiniz ve size yüklediğim bu ağır yükü kabul ettiniz mi? demişti. Onlar:-Kabul ettik diye cevap verdiler.-Şahit olun, ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim, buyurmuştu.

Allah peygamberlerden ahit alarak, “Ben size kitap ve hikmet verdikten sonra, sizdeki kitabı tasdik edici bir peygamber geldiğinde ona inanacak ve yardım edeceksiniz” buyurmuş ve sormuştu: “Bu ahdi kabul edip üstleniyor musunuz?” Onlar “Kabul ettik” dediler. Allah buyurdu ki: Şahit olun; Ben de sizinle beraber bu ahdin şahidiyim.

Ve unutma ki Allah, peygamberlerden mîsaklarını almış, şöyle demişti: "Size Kitap'tan ve hikmetten nasip verdim. Sonra size elinizdekini doğrulayıcı bir resul geldiğinde, ona mutlaka inanacak ve ona muhakkak yardım edeceksiniz. Kabul ettiniz ve ağır yükümü üzerinize aldınız mı?". "Kabul ettik." dediler. "O halde tanık olun, sizinle beraber ben de tanıklardanım." dedi.

daħı ol vaķt kim duttı Tañrı, peyġamberler ķavlın aḥdın her nice kim virem size kitāb’dan daħı ḥikmetden; andan, gele size yalavaç girçek dutıcı anı kim sizüñ-iledür: kim manasız aña daħı arķa viresiz aña. eyit: “ikrār eyledüñüz mi daħı duttuñuz mı anuñ üzere aḥdunu ķavlumı eyittiler “iķrār eyledük.” eyitti “ŧanuķ oluñ, daħı ben sizüñ-ile ŧanuķlardanvan.”

Ẕikr eyle yā Muḥammed ol vaḳtı ki Tañrı Ta‘ālā aldı nebīlerden ‘ahdini ki ben size virdüm kitābı ve ḥikmeti, daḫı andan ṣoñra size gelse Muḥammedresūlu’llāh ki girçekleyicidür sizüñ‐ile gelen kitābı, aña īmān getüresiz,daḫı nuṣret idesiz anuñ dīnine. Eyitdi: İḳrār eyledüñüz mi daḫı anuñ üstine‘ahd eyleyüp and içdüñüz mi didi? Eyitdiler: İḳrār eyledük. Eyitdi: ṭanuḳoluñuz, ben daḫı sizüñ‐ile ṭanuḳlardan‐men didi.

(Ey kitab əhli!) O vaxtı yadınıza gətirin ki, Allah peyğəmbərlərdən: “Sizə verdiyim kitab və hikmətdən sonra, sizdə olanı təsdiq edən bir peyğəmbər gəldikdə ona mütləq inanıb yardım edəcəksiniz”, - deyə əhd almış və onlara: “Bunu təsdiq edib, ağır olan əhdimi qəbul etdinizmi? – demişdi. Onlar da: “Təsdiq etdik!” – deyə cavab vermişdilər. (Bu zaman) Allah: “Elə isə (bir-birinizə) şahid olun! Mən də sizinlə bərabər şahidlərdənəm”, - deyə buyurmuşdu!

When Allah made (His) covenant with the Prophets, (He said): Behold that which I have given you of the Scripture and knowledge. And afterward there will come unto you a messenger, confirming that which ye possess. Ye shall believe in him and ye shah help him. He said: Do ye agree, and will ye take up My burden (which I lay upon you) in this (matter)? They answered: We agree. He said: Then bear ye witness. I will be a witness with you.

Behold! Allah took the covenant of the prophets(416), saying: "I give you a Book and Wisdom; then comes to you a messenger, confirming what is with you; do ye believe in him and render him help." Allah said: "Do ye agree, and take this my Covenant as binding on you?" They said: "We agree." He said: "Then bear witness, and I am with you among the witnesses."

416 Cf. 2:63, n. 78, and 33:7. The argument is: You (People of the Book) are bound by your own oaths, sworn solemnly in the presence of your own Proph... Devamı..


Designed by ÖFK
En iyi 1024 x 768 pikselde görüntülenir.