12 Eylül 2026 - 28 Rebiü'l-Evvel 1448 - Cumartesi

ANA SAYFA | SURELER  | AYET KARŞILAŞTIRMA |KUR'AN'DA ARA! |FİHRİST | DOWNLOAD | MOBİL
Kullanıcı : Şifre :   Şifremi Unuttum    KAYDOL
İsrâ Suresi 102. Ayet

Ayeti Dinle



Meal Ekle/Çıkar

Hepsini Göster/Gizle


Tercihinizin bir sonraki oturumda hatırlanması için giriş yapmalısınız.

Arapça Metin
Türkçe Transcript
Abdulbaki Gölpınarlı Meali
Abdullah-Ahmet Akgül Meali
Abdullah Parlıyan Meali
Ahmet Tekin Meali
Ahmet Varol Meali
Ali Bulaç Meali
Ali Fikri Yavuz Meali
Bahaeddin Sağlam Meali
Bayraktar Bayraklı Meali
Besim Atalay Meali (1965)
Cemal Külünkoğlu Meali
Cemil Said (1924)
Diyanet İşleri Meali (Eski)
Diyanet İşleri Meali (Yeni)
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
Diyanet Vakfı Meali
Elmalılı Hamdi Yazır Meali
Elmalılı Meali (Orijinal)
Emrah Demiryent Meali
Erhan Aktaş Meali
Hasan Basri Çantay Meali
Haydar Öztürk-Serkan Yılmaz Meali
Hayrat Neşriyat Meali
İhsan Aktaş Meali
İlyas Yorulmaz Meali
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
İsmail Hakkı İzmirli
İsmail Yakıt
Kadri Çelik Meali
Mahmut Kısa Meali
Mahmut Özdemir Meali
Mehmet Çakır Meali
Mehmet Çoban Meali
Mehmet Okuyan Meali
Mehmet Türk Meali
Muhammed Esed Meali
Mustafa Çavdar Meali
Mustafa İslamoğlu Meali
Orhan Kuntman Meali
Osman Fırat Meali
Ömer Nasuhi Bilmen Meali
Suat Yıldırım Meali
Süleyman Ateş Meali
Süleyman Tevfik (1927)
Süleymaniye Vakfı Meali
Şaban Piriş Meali
Ümit Şimşek Meali
Yaşar Nuri Öztürk Meali
Sardorxon Jahongir
Eski Anadolu Türkçesi
Satıraltı Meal (1534)
Bunyadov-Memmedeliyev
M. Pickthall (English)
Yusuf Ali (English)
Tercihinizin hatırlanması için
giriş yapmalısınız.

Meallerdeki sıralama bir tercih sıralaması değil alfabetik sıralamadır. Ziyaretçilerimiz takip etmek istedikleri mealleri sol sütundan seçerek ilerleyebilirler. Tercihlerinin hatırlanması için "Tercihimi Hatırla" tıklanmalıdır.
 
 

Kâle lekad ‘alimte mâ enzele hâulâ-i illâ rabbu-ssemâvâti vel-ardi basâ-ira ve-innî leezunnuke yâ fir’avnu meśbûrâ(n)

O da, sen de biliyorsun ki demişti, bunları, insanlara apaçık deliller olmak üzere ancak göklerin ve yeryüzünün Rabbi indirmiştir ve şüphe yok ki ey Firavun, ben de seni küfriyle helak olmuş sanıyorum.

O da: "Andolsun, bunları basiretle görülecek (ve iman edilecek) belgeler olarak, göklerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini (ey Firavun) sen de (anlayıp) bilmektesin. (Ama dünya hırsıyla ve makam hatırına inat ve inkâr etmektesin.) Gerçekten ben de senin (zulüm iktidarı ve saltanatının) yıkılıp-harap olacağı kanaatindeyim" demişti.

O Musa da “Sen de biliyorsun ki” demişti. “Bunları insanlara apaçık deliller olmak üzere, ancak göklerin ve yeryüzünün Rabbi indirmiştir ve şüphe yok ki, ey Firavun! Ben de seni küfründen dolayı mahvolduğunu sanıyorum.”

Mûsâ Firavun'a:
“Pekâlâ biliyorsun ki, bunları, birliğinin ve kudretinin delili olan gözünle gördüğün mûcizeleri, birer ibret olarak göklerin ve yerin yaratıcısı, düzeninin hâkimi, Rabbinden başkası indirmedi. Ey Firavun ben de senin hakikaten mahvolduğunu biliyorum.” dedi.

Demişti ki: "Andolsun bunları ancak göklerin ve yerin Rabbinin görülen belgeler olarak indirdiğini bilmişsindir. Ey Firavun! Ben de seni helak olmuş sanıyorum."

O da: 'Andolsun, bunları görülecek belgeler olarak göklerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini sen de bilmişsin; gerçekten ben de seni yıkılmış-harab olmuş sanıyorum' demişti.

Mûsa dedi ki: “Pekalâ bilirsin ki, bu mûcizeler birer ibret olsunlar diye, göklerin ve yerin Rabbinden başkası indirmemiştir. Ben de, ey Firavun! Seni helak olmuş zannediyorum.”

Musa: “Andolsun! Sen bunları açık ayet ve mucizeler olarak göklerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini biliyorsun! Ben de seni helakette görüyorum,” dedi.

Mûsâ da, “Andolsun, göklerin ve yerin Rabbinin göz açıcı belgeleri olarak bunları indirdiğini biliyorsundur. Doğrusu, Ey Firavun! Senin yok olacağını sanıyorum” dedi.

Musa da dedi: «Göklerin, yerin Tanrısının, ancak bunlar ibret olsunlar diye indirdiğin bilirsin, ey Firavun! Ben bilirim, yok olacaksın!»

(Musa Firavuna dedi ki:) “Bu mucizelerin, göklerin ve yerin Rabbi tarafından gönderildiğini kesin olarak biliyorsun. Ey Firavun! Ben de senin kesinlikle bütünüyle ziyan içinde olduğunu biliyorum!”.

Mûsâ "Biliyorsun ki bu âşikâr mu’cizeleri semâvât ve arzın rabbi olan Allâh gönderiyor Fir’avn "Ben zan iderim ki sen mahv olmağa mahkûmsun" cevâbını virdi.

Musa da: "And olsun ki, bunları göklerin ve yerin Rabbinin açık belgeler olarak indirdiğini biliyorsun. Ey Firavun! Doğrusu senin mahvolacağını sanıyorum" demişti.

Mûsâ ise, “İyi biliyorsun ki, bunları ancak, göklerin ve yerin Rabbi apaçık deliller olarak indirmiştir. Ey Firavun, ben de seni kesinlikle helâk olmuş bir kişi olarak görüyorum” demişti.

Mûsâ şöyle dedi: “Çok iyi biliyorsun ki, bunları birer ibret olmak üzere ancak göklerin ve yerin rabbi indirdi. Ey Firavun! Ben de öyle düşünüyorum ki hakikaten senin işin bitik!

(Musa Firavun'a:) «Pek âlâ biliyorsun ki, dedi, bunları, birer ibret olmak üzere, ancak, göklerin ve yerin Rabbi indirdi. Ey Firavun! Ben de senin hakikaten mahvolduğunu sanıyorum!»

Musa dedi ki: "Ey Firavun! Pekâlâ bilirsin ki, bu mucizeleri, birer ibret olmak üzere, ancak göklerin ve yerin Rabbi indirdi. Ey Firavun! Ben de seni helak olmuş zannediyorum."

Alimallah dedi: pek âlâ bilirsin ki bunları o Göklerin Yerin rabbı, sırf birer basîret olmak üzere indirdi, her halde ben de seni ya Fir'avn! Helâk olmuş zannediyorum

(Mûsâ, Firavun’a) dedi ki: “Yemin olsun ki, sen de bunların (mu‘cizelerin), göklerin ve yerin Rabbi (olan Allah) tarafından apaçık deliller olarak gönderildiğini kesin olarak biliyorsun. Ey Firavun! Ben de seni kesinlikle helâk olmuş bir kişi olarak görüyorum!”

Mûsâ: “Bunları uyarıcı, aydınlatıcı olarak göklerin ve yerin Rabb’inden başkasının indirmediğini sen bildin. Ey Firavun! Ben de senin mahvolduğunu görüyorum”. dedi.

O da: «Andolsun, dedi, bunları (her biri basıyretle görülecek) birer ibret olmak üzere göklerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini bilmişsindir. Ben de, Fir'avn, seni herhalde helak edilmiş sanıyorum».

O da: “Gerçekten bunları açık deliller olarak göklerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini sen de biliyorsun. Ey Firavun! Ben de senin kaybedenlerden olduğunu düşünüyorum.” demişti.

(Mûsâ ise:) “Gerçekten (sen de) bilirsin ki, bunları birer delil olarak, ancak göklerin ve yerin Rabbi indirdi. Ey Fir'avun! Şübhesiz ki ben de seni mahvolmuş zannediyorum” dedi.

(Musa da ona:) "Gerçekten göklerin ve yerin (evrenin) Rabbinden başkasının bu aydınlatıcı delilleri indirmediğini iyi biliyorsun. Ve doğrusu ey Firavun, (onları doğru değerlendirme yolunu seçmediğin için) ben de senin bütünüyle ziyan içinde olduğunu (zulüm iktidarı ve saltanatının yıkılıp-harap olacağı) düşünüyorum" demişti.

Musa Firavun’a “Bu ayetleri göklerin ve yerin Rabbinin indirdiğini elbetteki biliyorsun. Onun için Ey Firavun! Ben de senin kaybetmiş olduğunu görüyorum” dedi.

Musa dedi: "Ant olsun sen de bilirsin ki bütün bu belgeleri, gönül bilgileri olmak üzere, yerlerin, göklerin çalabı olan Allah’tan başkası bildirmemiştir. Bna gelince, ben de iyice biliyorum ki sen yok olacaksın."

Musa «— * Bunları, ancak göklerin, yerin Rabbi olan Allah/ın birtakım görülecek ibret olmak üzere indirdiğini bilirsin, Fir/avun! Ben de biliyorum ki sen her halde helâke ve lânete uğrayacaksın» demişti.

O da demişti ki: “Andolsun ki, bunları, göklerin ve yerin Rabbinin apaçık belgeler olarak indirdiğini sen de biliyorsun. Ey Firavun! Ben de senin kesinlikle mahvolduğunu/ aklını yitirmiş [mesbûren] olduğunu zannediyorum.”

O da, “Şüphesiz bunları görülecek belgeler olarak göklerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini sen de bilmişsin. Gerçekten Ey Firavun! Ben artık seni helak olmuş sanıyorum (görüyorum), demişti.

Bunun üzerine Mûsâ, Ey Firavun!” dedi, “Bu mûcizeleri açık birer delil olarak sizlere gönderenin, göklerin ve yerin Rabb’inden başkası olmadığını sen de pekâlâ biliyorsun! Bana da öyle geliyor ki, sen bu anlamsız inâdı sürdürdüğün takdirde, helâk olup gideceksin!”

(Musa):
-"Kesinlikle bildin ki bunları ancak Gökler’in ve Yer’in rabbi, basiretler olmak üzere indirdi.
Ben de seni iyi biliyorum; ey Firavun, ’aklı kıt’ birisin (helak olmuşsun, bitiksin)!" dedi.

Musa: " Sen de gördün ki bu mucizeleri gözler önüne seren göklerin ve yerin sahibi olan Allah'tır. artık, tükendiğini görebiliyorum " demişti.

Musa dedi ki: "Sen de biliyorsun ki; bunları yerlerin, göklerin sahibi ibret almanız için kanıt olarak indirdi. Ey Firavun! Şüphesiz ben de seni mahvolmuşlardan görüyorum!"

(Musa da) “Bunları (mucizeleri) öngörüler olarak, göklerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini gayet iyi biliyorsun. Ey Firavun! Doğrusu ben senin mahvolacağını sanıyorum.” demişti.

(Mûsa da ona): “Yemin olsun ki bu (mûcizeleri,) göklerin ve yerin Rabbinin açık belgeler olarak indirdiğini sen de biliyorsun. Ey Firavun! Doğrusu ben (de) senin aklının kıt olduğu kanaatindeyim.” dedi.

[Musa] da ona: “Bu [mucizevî olguları, sana] uyarıcı-aydınlatıcı belirtiler olarak ¹²³ göklerin ve yerin (gerçek) sahibinden başkasının indiremeyeceğini pekala biliyorsun!” diye karşılık verdi, “Ve ey Firavun, [onları doğru değerlendirme yolunu seçmediğin için] ben de senin bütünüyle ziyan içinde olduğunu düşünüyorum!”

123 Bkz. 6. sure, 94. not.

Musa da ona: “Bütün bunları bilinç kaynağı belgeler olarak, göklerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini sen de pekâlâ biliyorsun. Ey Firavun, ben de senin bitip tükendiğini düşünüyorum!” dedi. 10/90...92, 40/45-46

(Musa) dedi ki: “Doğrusu (muhatabına) basiret kazandıran bu (vahyi),[²³³⁴] göklerin ve yerin Rabbi dışında kimsenin indiremeyeceğini sen de çok iyi biliyorsun; ve ben de ey Firavun, senin artık iyice tükenip bittiğini zannediyorum!”

[2334] Nüzûlde ilk geçtiği yer olan A’raf 203’te açıkladığımız besâir, mubsıratenden farklı olarak (Bkz: 17:59, not 75) kullanıldığı hemen tüm yerlerd... Devamı..

Musa "Andolsun ki sen bu ayetleri; göklerin ve yerin Rabbinin açık birer delil olarak indirmiş olduğunu elbette bilirsin! (Fakat bile bile inad ederek inkar ediyorsun) Ey Firavun ben de senin kuşkusuz helak olacağını sanıyorum” diye cevap verdi.

(Musa) dedi ki: “Muhakkak ki bu indirilenlerin, göklerin ve yerin rabbinden basiretler/görüşler olduğunu pekala bildin; ben de seni mahvolmuş zannediyorum, ya Firavun.”

Dedi ki: «Andolsun, sen bilirsin ki, bunları indirmedi, ancak göklerin ve yerin Rabbi birer basiret olmak üzere indirdi. Ve muhakkak ki, ey Fir'avun, ben seni elbette helâk olmuş sanıyorum.»

Mûsâ da şöyle cevap verdi: “Pek iyi bilirsin ki bu âyetleri, birer belge olmak üzere, indiren, göklerin ve yerin Rabbinden başkası değildir. Ey Firavun! Ben de senin mahvolduğunu zannediyorum. ”

Musa dedi ki: "Bunları, ancak göklerin ve yerin Rabbinin, (benim doğruluğumu belgeleyen) kanıtlar olarak indirdiğini pekala bildin. Ey Fir'avn, ben de seni mahvolmuş görüyorum.

Bir ihtimâle göre: Ben seni hayırdan çevrilmiş bir insan görüyorum, demektir.

Mûsâ da: "Sen bilirsin ki bunları göklerin ve yerin rabbi 'ibret olarak gönderdi. Yâ Fir'avn! Ben de seni şer ile me'lûf zan idiyorum" didi.

Musa dedi ki “Çok iyi bilirsin ki bunları birer gösterge olarak indiren göklerin ve yerin Rabbinden başkası değildir. Bak Firavun, bana göre sen davanı kaybetmişsin.”

Musa da ona: -Elbette bunları deliller olarak göklerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini bilirsin. Ben de kesinlikle senin mahvolacağını zannediyorum ey Firavun! dedi.

Musa dedi ki: “And olsun, sen de biliyorsun ki, gerçeği gösteren birer delil olarak bunları indiren, Yer ve Gökler Rabbinden başkası değildir. Ey Firavun, ben de senin helâke uğrayacağını düşünüyorum.”

Mûsa dedi: "Yemin olsun, sen bilmektesin ki, bunları, basîretle görülebilecek ibretler halinde/basîretler olarak o, göklerin ve yerin Rabbinden başkası indirmedi. Vallahi ben seni mahvolmuş görüyorum, ey Firavun!"

Muso unga: “Ey fir’avn, sen mana bu mo‘jizalarni faqat osmonlar va Yerning Robbisi dalillar qilib tushirganini aniq bilasan. Ey fir’avn, albatta, men seni halok qilinuvchi, deb o‘‎ylayman”, – dedi.

eyitti: “bayıķ bildüñ indürmedi şunları illā gökler çalabı’sı daħı yirüñ ḥüccetler iken. daħı bayıķ ben gümānsuz bilürin seni iy fir'avn helāk olmış.”

Mūsā eyitdi: Taḥḳīḳ sen bildi‐sen ki indürmedi bu āyetleri illā gökleri ya‐radan Tañrı ve yirleri daḫı. Ḫalḳa doġru yol göstermeg‐içün. Daḫıben seni yā Fir‘avn bilür‐men ki sa‘ādetden ıraḳsın, didi.

(Musa da) ona: “Sən bunları məhz göylərin və yerin Rəbbi tərədindən açıq-aşkar mö’cüzə olaraq endirildiyini, sözsüz ki, bilirsən. Mən isə, ey Fir’on, səni (küfrə düşdüyünə görə) artıq məhv olmuş zənn edirəm!” – deyə cavab vermişdi.

He said : In truth thou knowest that none sent down these (portents) save the Lord of the heavens and the earth as proofs, and lo! (for my part) I deem thee lost, O Pharaoh.

Moses said, "Thou knowest well that these things have been sent down by none but the Lord of the heavens and the earth as eye-opening(2311) evidence: and I consider thee indeed, O Pharaoh, to be one doomed to destruction!"

2311 We can well suppose Moses to ask Pharaoh to recall all the past history of Moses, for Moses had been brought up in Pharaoh's palace in all the le... Devamı..


Designed by ÖFK
En iyi 1024 x 768 pikselde görüntülenir.