2 Nisan 2026 - 13 Şevval 1447 - Perşembe

ANA SAYFA | SURELER  | AYET KARŞILAŞTIRMA |KUR'AN'DA ARA! |FİHRİST | DOWNLOAD | MOBİL
Kullanıcı : Şifre :   Şifremi Unuttum    KAYDOL
Zümer Suresi 41. Ayet

Ayeti Dinle



Meal Ekle/Çıkar

Hepsini Göster/Gizle


Tercihinizin bir sonraki oturumda hatırlanması için giriş yapmalısınız.

Arapça Metin
Türkçe Transcript
Abdulbaki Gölpınarlı Meali
Abdullah-Ahmet Akgül Meali
Abdullah Parlıyan Meali
Ahmet Tekin Meali
Ahmet Varol Meali
Ali Bulaç Meali
Ali Fikri Yavuz Meali
Bahaeddin Sağlam Meali
Bayraktar Bayraklı Meali
Besim Atalay Meali (1965)
Cemal Külünkoğlu Meali
Cemil Said (1924)
Diyanet İşleri Meali (Eski)
Diyanet İşleri Meali (Yeni)
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
Diyanet Vakfı Meali
Edip Yüksel Meali
Elmalılı Hamdi Yazır Meali
Elmalılı Meali (Orijinal)
Emrah Demiryent Meali
Erhan Aktaş Meali
Hasan Basri Çantay Meali
Haydar Öztürk-Serkan Yılmaz Meali
Hayrat Neşriyat Meali
İhsan Aktaş Meali
İlyas Yorulmaz Meali
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
İsmail Hakkı İzmirli
İsmail Yakıt
Kadri Çelik Meali
Mahmut Kısa Meali
Mahmut Özdemir Meali
Mehmet Çakır Meali
Mehmet Çoban Meali
Mehmet Okuyan Meali
Mehmet Türk Meali
Muhammed Esed Meali
Mustafa Çavdar Meali
Mustafa İslamoğlu Meali
Orhan Kuntman Meali
Osman Fırat Meali
Ömer Nasuhi Bilmen Meali
Suat Yıldırım Meali
Süleyman Ateş Meali
Süleyman Tevfik (1927)
Süleymaniye Vakfı Meali
Şaban Piriş Meali
Ümit Şimşek Meali
Yaşar Nuri Öztürk Meali
Sardorxon Jahongir
Eski Anadolu Türkçesi
Satıraltı Meal (1534)
Bunyadov-Memmedeliyev
M. Pickthall (English)
Yusuf Ali (English)
Tercihinizin hatırlanması için
giriş yapmalısınız.

Meallerdeki sıralama bir tercih sıralaması değil alfabetik sıralamadır. Ziyaretçilerimiz takip etmek istedikleri mealleri sol sütundan seçerek ilerleyebilirler. Tercihlerinin hatırlanması için "Tercihimi Hatırla" tıklanmalıdır.
 
 

İnnâ enzelnâ ‘aleyke-lkitâbe linnâsi bilhakk(i)(s) femeni-htedâ felinefsih(i)(s) vemen dalle fe-innemâ yadillu ‘aleyhâ(s) vemâ ente ‘aleyhim bivekîl(in)

Şüphe yok ki biz, o kitabı, insanlara bildirmen için gerçek olarak indirdik sana, artık doğru yolu bulanın faydası kendine ve kim yolunu azıtır da azarsa zararı, gene kendine ve sen, onlara bir koruyucu değilsin.

[Not: Allah ismi, cahiliye Araplarınca da biliniyor ve kullanılıyordu. Ancak onların konuştuğu "Allah" kelimesi Kur’an’daki "Allah" (CC) kelimesinden çok farklı bir anlam taşıyordu. Cahiliye Araplarına göre Allah; yeri göğü yaratan ve diğer şefaatçi tanrılardan (put ve tağutlardan) daha büyük olan, ancak etki ve yetki alanı sınırlı bulunan bir varlığı ifade ediyordu. Kur’an’daki "Allah" (CC) kelimesi ise, öyle tanrılar hiyerarşisindeki baş tanrı değil (hâşâ), varlığı gerçek olan, her şey elinde ve emrinde bulunan, kudreti her şeyi kuşatan, kullarının imani, ahlâki, siyasi ve iktisadi hayatlarına ait kanun ve kurallar koyan, Tek ve mutlak bir Rabb’dir. Kur’an’da geçen kitap, melek, nebi, resul, ahiret, takva, salât, zekât vb. bütün kelime ve kavramlar, "Allah" ismiyle mutlaka irtibatlı ve çok çeşitli daireler içerisinde bütün bunlar birbiriyle bağlantılıdır.]
Şüphesiz Biz Sana bu Kitabı insanlar için Hakk (ölçüsü ve hidayet öncüsü) olmak üzere indirdik. (Resulüllah’sız ve Kur’an’sız; Hakkı-Bâtılı, Helâli-Haramı, Doğruyu-Yanlışı, Dostu-Düşmanı bilmek mümkün değildir. Bu nedenle “Kur’an’a ve Resulüllah’a ihtiyaç yoktur” diyen DEİST’ler, sapkın ve münkirdir.) Artık kim hidayete ererse, bu kendi lehinedir; kim saparsa, o da kendi aleyhine sapmış demektir. Sen onların üzerinde vekil ve kefil değilsin. [Dikkat! İnsan ve toplum hayatıyla ilgili her konuda kural koyarken; Kur’ani hükümleri ve Sünneti esas almayanlar, hidayetten ayrılmış, dalâlete kaymış kimselerdir.]

Şüphesiz biz, insanlığın kurtuluşu için, gerçekleri ortaya koyan bu kitabı sana indirdik, kim buna sarılarak doğru yola ulaşmayı seçerse, kendisi için doğru yolu bulur. Kim de doğru yoldan saparsa, yine kendi zararına sapmış olur. Sen onların yapacakları tercihlerden ve sonucundan sorumlu değilsin.

Biz bu kitabı sana, sorumluluklarını tevdi etmek üzere gerekçeli, hikmete dayalı toplumda hakça düzeni gerçekleştirmen, insanların iyiliği, kurtuluşu için indirdik. Artık kimler hür iradeleriyle hidayeti tercih eder, İslâm'da sebat ederlerse, kendi iyilikleri, kurtuluşları için bunları yapmış olur. Kimler de başlarına buyruk hareket ederek hak yoldan uzaklaşır, dalâleti, bozuk düzeni helâki tercih ederlerse, yalnızca kendi felaketlerini hazırlamış, kendileri zarara, ziyana uğramış olur. Sen Allah'a karşı onları savunmaya, Allah adına da onlar üzerinde zor kullanmaya memur değilsin.

bk. Kur’an-ı Kerim, 11/12; 13/40.

Şüphesiz biz sana Kitab'ı insanlar için hak olarak indirdik. Kim hidayete ererse bu kendi lehinedir. Kim de sapıtırsa yalnız kendi aleyhine sapıtır. Sen onların üzerine vekil değilsin.

Şüphesiz, sana Kitabı insanlar için hak olmak üzere indirdik. Artık kim hidayete ererse, bu kendi lehinedir; kim saparsa, o da kendi aleyhine sapmış olur. Sen onların üzerinde vekil değilsin.

(Ey Rasûlüm), Biz sana Kur'an'ı, insanlar için (hidayet bulsunlar diye) hak ile indirdik. Artık kim doğru yola gelirse, kendi menfaatınadır. Kim de saparsa, ancak kendi zararına sapmış olur. Sen, değilsin onların üzerine vekil...

Biz insanlar için kitabı, hak ile doğru bir şekilde sana indirdik. Artık kim doğru yolu bulursa, o kendi faydasına doğru yolu bulmuştur. Kim de sapıtırsa, o kendi aleyhine sapıtmış olur. Ve sen, onlar üzerine koruyucu değilsin. [Her şey Allah’ın elindedir.]

Şüphesiz biz bu kitabı sana, insanlar için hak olarak indirdik. Artık, kim doğru yolu seçerse kendi lehinedir; kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmış olur. Sen onların üzerinde vekil değilsin.

İnsanların hayrı için hak olarak sana kitap indirdik, doğru yola giden kendine eder, sapıtan kimse de yine kendine; sen onların üzerine vekil değilsin

(Ey Resul) Biz sana bu Kitabı (Kur'an'ı) insanlar için, hak olarak indirdik. Kim doğru yola girerse, kendisi için girmiş olur. Kim de saparsa, ancak kendi aleyhine sapar. Sen, onların üzerinde sorumluluklarını yüklenecek bir muhafız değilsin.

Bkz. 11/12, 13/40

Biz sana kitâbı bihakkın ve insânları râh-ı hidâyete sevk içün gönderdik. Bu tarîki ta’kîb iden kendi menfa’atine hidmet itmiş olur ve dalâlete sapan dahî kendi nefsine fenâlık itmiş olur. Sen ânlar ile uğraşmağa me’mûr değilsin.

Doğrusu Biz, insanlar için Kitap'ı gerçekle sana indirdik; kim doğru yolda ise bu kendi lehinedir; sapıtan da kendi aleyhine sapıtmış olur. Sen onlara vekil değilsin.*

(Ey Muhammed!) Biz sana Kitab’ı (Kur’an’ı) insanlar için, hak olarak indirdik. Kim doğru yola girerse, kendisi için girmiş olur. Kim de saparsa, ancak kendi aleyhine sapar. Sen onlara vekil değilsin.

Biz sana, insanlar için gerçeği ortaya koymak üzere kitabı indirdik; artık kim doğru yolu izlerse kendi iyiliği için izlemiş olur, kim de yoldan saparsa kendi aleyhine sapmış olur; sen onlardan sorumlu değilsin.

(Resûlüm)! Şüphesiz biz bu Kitab'ı sana, insanlar için hak olarak indirdik. Artık kim doğru yolu seçerse kendi lehinedir; kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmış olur. Sen onların üzerinde vekil değilsin.  

 Âyete göre Hz. Peygamber, dalâlete sapanları zorla hidayete sevkeden veya onlara bekçilik yapan kimse değildir.

Biz bu kitabı sana halk için gerçekle indirdik. Kim doğruyu bulursa kendisi içindir. Kim saparsa da kendisi aleyhine sapmış olur. Sen onların avukatı değilsin.

Biz bu kitabı sana, insanlar için hak ile indirdik. O halde kim doğru yola gelirse kendi lehinedir. Kim de saparsa, sırf kendi aleyhine olarak sapar. Sen onların üzerine vekil değilsin.

Biz insanlar için senin üzerine hakkıle kitab indirdik, o halde kim yola gelirse kendi lehinedir, her kim de saparsa sırf kendi aleyhine olarak sapar ve sen değilsin üzerlerine vekîl

(Resûlüm!) Biz bu Kitâb’ı (Kur’ân’ı), sana, insanlar (ın hidâyet bulmaları) için, hak olarak vahyettik. Artık kim (cüz’î irâdesi ile), doğru yolu seçerse bu kendi faydasınadır. Kim de (cüz’î irâdesi ile) sapkınlığı seçerse kendi zararınadır. (Habibim!) Sen onların üzerine vekil değilsin. (İnsanların yaptıkları tercihlerden ve tercihlerinin sonuçlarından sen sorumlu değilsin.)

Biz, sana bu Kitap'ı insanlar için “hakk” ile indirdik. Artık kim doğru yolu seçerse bu kendi yararınadır. Kim de sapkınlığı seçerse kendi zararına sapmış olur. Sen onların üzerine vekil değilsin.

Şübhesiz ki biz o kitabı insanların fâidesi için, hak (kın ikamesine bir sebeb) olarak indirdik sana. Artık kim doğru yolu ihtiyar ederse bu, kendi lehinedir. Kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmış olur. Sen (Habîbim) onların üzerinde bir vekîl değilsin.

Sana kitabı insanlar için hak olarak biz indirdik. Kim hidayete ulaşırsa bu kendi lehinedir, kim de saparsa o da kendi aleyhine sapmış olur. Sen onlara vekil değilsin.

[10/108; 34/50]

(Ey Resûlüm!) Şübhesiz ki biz sana Kitâb'ı, insanlar için hak ile indirdik. O hâlde kim hidâyete ererse, artık kendi lehinedir. Kim de dalâlete düşerse, ancak kendi aleyhine olarak sapmış olur. Çünki sen, onların üzerine vekil değilsin!

Şüphesiz Biz sana bu Kitabı (insanlığın hidayet rehberi olan bu Kur’an’ı) insanlar için hak (ölçüsü) olmak üzere indirdik. Artık kim doğru yola gelirse (doğru yolu seçerse) bu kendi lehinedir; ama kim de (doğru yoldan) saparsa sadece kendi aleyhine sapmış olur: Sen onların tercihinden de sorumlu değilsin. *

(*) Not: Bu ayetten de kesin anlaşılıyor ki, doğru yola girmek de, doğru yoldan sapmak da insanın elindedir. Yani kişinin hidayeti de, sapkınlığı da o... Devamı..

İnsanlar için, gerçek doğruları içeren kitabı sana biz indirdik. Kim doğru yolu seçerse, faydası kendisi içindir. Kimde sapıklığı seçerse kendi zararınadır. Sen onlara vekil değilsin.

Gerçekten Biz san o Kitap’ı insanların yararına, doğru olarak bildirdik. Onun için herkim doğru yolu tutacak olursa kendi yararınadır. Her kim de doğru yoldan şaşacak olursa kendine karşıdır. Onları gözetecek olan sen değilsin.

Biz, sana Kitabı nâs/ın menfaati için doğru olarak indirdik. Her kim doğru yol bulursa kendisi için yol bulur. Her kim doğru yoldan saparsa yine kendi aleyhine sapmış olur. Sen üzerlerinde mes/ul bir vekil değilsin.

(Ey Peygamber!) Muhakkak ki Biz kitabı insanlar için sana hak ile indirdik. Kim doğru yola girerse kendisi için girmiş olur. Kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmış olur. Sen onlara vekil değilsin.

Hiç şüphesiz sana kitabı insanlar için hak olarak indirdik. Artık kim hidayete erişirse, bu kendi lehinedir; kim de saparsa, o da kendi aleyhine sapmış olur. Sen onların üzerinde vekil değilsin.

Ey Peygamber! Gerçekten Biz sana, bütün insanların kurtuluşu için, mutlak doğruyu, gerçeği ortaya koyan bu Kitabı gönderdik. Artık kim doğru yolu tutarsa, bunu kendi iyiliği için yapmış olur ve kim de Kur’an’ın gösterdiği yoldan başka yollara saparsa, ancak kendi kötülüğü için sapmış olur. Zira Allah, bütün insanlara hakîkati görme yeteneği bahşetmiştir. Dolayısıyla, herkes kendi tercih ve eylemlerinden sorumludur. Senin görevinse, yalnızca hakîkati güzelce duyurmaktan ibaret tir. Çünkü sen, onların yaptıklarından sorumlu değilsin. Sen üzerine düşeni yap ve ötesini, bütün varlıkları her an denetiminde tutan Allah’a bırak:

Biz, İnsanlar için Kitab’ı sana Hakk ile indirdik. Kim hidayete erdiyse, kendi lehinedir. Kim de saptıysa, doğrusu kendi aleyhine sapar. Sen onlara vekîl değilsin.

Resulüm! Biz sana bu Kitabı insanlar arasında bir denge kurman için indirdik. Yola gelen gelir, gelmeyen kendine eder. Sen onların savunmanı değilsin.

Şüphesiz biz Kitabı sana gönderdik! İnsanlara kitabımızdaki gerçekleri açıklama görevi verdik! Artık kim gerçeklere inanır, doğru yolu seçerse kendi lehinedir. Kim de gerçeklere karşı çıkıp yoldan saparsa kendi aleyhine sapmış olur. Sen onların üzerinde vekil değilsin!

Şüphesiz ki Kitabı sana, insanlarla ilgili bir amaç için biz indirdik. Artık kim doğru yolu seçerse, (bu) kendi (iyiliği) içindir. Kim de saparsa, sadece kendi aleyhine sapmış olur. Sen onlar üzerinde asla [vekil] değilsin.

Şüphesiz Biz, bu Kitabı sana insanlara gerçeklerin açıklayıcısı olarak, indirdik. Artık bundan sonra her kim, bu doğru yolu kabul ederse kendisini (doğrultmuş,) her kim de sapkınlığa düşerse kendi kendisine sapkınlığa düşmüş olur. Ve sen de artık onların üzerine bir vekil değilsin.

BİZ, insanlığ[ın kurtuluşu] için hakikati ortaya koyan bu ilahî kelâmı indirdik sana. Kim [buna sarılarak] doğru yola ulaşmayı seçerse bu kendi lehinedir ve kim de (yoldan) saparsa yine kendi aleyhine sapmış olur: sen onların seçimlerini belirleme gücüne sahip değilsin. ⁴³

43 Yahut: “sen onların davranışlarından sorumlu değilsin” (bkz. 17:2, not 4).

Hiç şüphe yok ki insanlara hak ve hakikati göstermek amacıyla bu kitabı sana biz indirdik. Bundan böyle kim bu Kuran’ı rehber edinirse bu kendi lehinedir. Kim de O’nun yolundan saparsa bu da ancak kendi aleyhinedir. Zira sen onların vekili/savunucusu değilsin. 10/108

Hiç şüphe yok ki, bu ilâhî kelâmı insanlık için (gerçek) bir amaca mebni olarak[⁴¹⁴²] sana Biz indirdik: Artık kim doğru yolu seçerse bu kendi lehinedir; ama kim de saparsa sadece kendi aleyhine sapmış olur: sen onların tercihinin savunucusu değilsin.

[4142] Bi’l-hakkı çevirimizin gerekçesi için bkz: 14:19, not 20.

(Ey Muhammed) Şüphe yok ki biz, bu Kitab'ı sana -insanların yararına hak olarak indirdik. Kim doğru yolu seçerse, bu kendi lehinedir, kim de doğru yoldan saparsa bu da, kendi aleyhinedir. Sen onların üzerinde vekil değilsin. (Sen onlardan sorumlu değilsin.)

Şüphesiz ki biz kitabı (Kur’an’ı) insanlar için senin üzerine gerçekle indirdik. Artık her kim onunla hidayet bulursa, kendisi içindir; kim saparsa o da kendi aleyhinedir. Sen onların üzerine vekil değilsin.

Şüphe yok ki, Biz senin üzerine insanlar için kitabı hak ile indirdik. Artık kim hidâyete ererse kendi nefsi içindir ve kim dalâlete düşerse artık şüphesiz ki, kendi nefsi aleyhine dalâlete düşmüş olur. Ve sen onların üzerine bir vekil değilsin.

Biz bu kitabı, insanların faydası için sana hak ve gerçek olarak indirdik. Artık kim doğru yola girerse kendi yararına olarak girer, kim de yoldan saparsa kendi aleyhine olarak sapar. Sen onlar üzerinde bekçi değilsin. [11, 12; 13, 40]

Biz Kitabı, insanlar için, sana hak ile indirdik. Artık kim doğru yola gelirse kendi yararınadır, kim de saparsa kendi zararına sapmış olur. Sen onların üzerinde vekil değilsin.

Biz nâs içün kitâbı sana hak ile inzâl iyledik. Onunla nâil-i hidâyet olan kendi nefsine hidâyet itmiş olur. Dalâlete düşen de kendi nefsini dalâlete düşürir. Sen Yâ Muhammed! Onların üzerine vekîl değilsin.

Bu kitabı insanlar için sana, tamamıyla gerçek olarak indirdik. Yola gelen, kendisi için gelir; yoldan çıkan da kendi zararına çıkar. Sen onların üzerinde vekil[*] değilsin (onların yaptıklarından sorumlu değilsin).

[*] Vekil: Peygamberler dahil hiç kimse ve hiç birşey Allah ile kulu arasına giremez. Vekalet edemez.

Biz, kitabı sana insanlar için “hak” olarak indirdik. O halde onu kim rehber edinirse kendisi için edinir. Kim de dalalette kalırsa, ancak kendi aleyhine kalır. Sen onlara vekil değilsin.

Biz sana kitabı bütün insanlar için hak ile indirdik. Kim doğru yolu tutarsa kendi yararınadır. Kim saparsa, o da kendi aleyhine sapmış olur. Sen onların hidayetinden sorumlu bir vekil değilsin.

Kuşkusuz, bu Kitap'ı biz sana insanlar için hak olarak indirdik. Artık kim doğru yolu seçerse kendi lehinedir; kim de saparsa kendi aleyhine sapmış olur. Sen onlar üzerine vekil değilsin.

Biz sizga bu kitobni haqiqatan, barcha odamlar uchun nozil qildik. Bas, kimki hidoyat yo‘‎liga yursa, o‘‎z foydasiga yurgan bo‘‎ladi. Kimki yo‘‎ldan ozsa o‘‎zining zarariga ozgan bo‘‎ladi. Siz ularning ustidan vakil emassiz.

bayıķ biz indürdük üzerüñe ķur’ān’ı ādemįler içün ḥaķk-ıla. pes her kim ŧoġru yol duta gendüzi içündür daħı her kim azdı azmaz illā gendüzi üzere. daħı degülsin anlaruñ üzere śaķlayıcı.

Taḥḳīḳ biz indürdük yā Muḥammed senüñ üstüñe Ḳur’ānı ādemīlere ḥaḳḳ‐ıla. Pes kim hidāyet üstine olsa özi‐çündür ve kim ki azsa azmaz, illā nefsini.Daḫı sen anlar üstine vekīl degülsin.

(Ya Peyğəmbər!) Biz Kitabı (Qur’anı) insanlar üçün sənə haqq olaraq nazil etdik. Kim doğru yolda olsa, özü üçün (öz xeyrinə) olar. Kim (haqq yoldan) çıxsa, zərəri özünə yetişər. Sən onlara vəkil deyirsən!

Lo! We have revealed unto thee (Muhammad) the Scripture for mankind with truth. Then whosoever goeth right it is for his soul, and whosoever strayeth, strayeth only to its hurt. And thou art not a warder over them.

Verily We have revealed the Book to thee in Truth, for (instructing) Mankind.(4304) He, then, that receives guidance benefits his own soul: but he that strays injures his own soul. Nor art thou set(4305) over them to dispose of their affairs.

4304 Revelation is sent by Allah through His messenger, but it is for all. It is given in order that men and women may be taught Righteousness. It is ... Devamı..


Designed by ÖFK
En iyi 1024 x 768 pikselde görüntülenir.