وَلَقَدْ صَدَقَكُمُ اللّٰهُ وَعْدَهُٓ اِذْ تَحُسُّونَهُمْ بِاِذْنِه۪ۚ حَتّٰٓى اِذَا فَشِلْتُمْ وَتَنَازَعْتُمْ فِي الْاَمْرِ وَعَصَيْتُمْ مِنْ بَعْدِ مَٓا اَرٰيكُمْ مَا تُحِبُّونَۜ مِنْكُمْ مَنْ يُر۪يدُ الدُّنْيَا وَمِنْكُمْ مَنْ يُر۪يدُ الْاٰخِرَةَۚ ثُمَّ صَرَفَكُمْ عَنْهُمْ لِيَبْتَلِيَكُمْۚ وَلَقَدْ عَفَا عَنْكُمْۜ وَاللّٰهُ ذُو فَضْلٍ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ
Velekad sadekakumu(A)llâhu va’dehu iż tehussûnehum bi-iżnih(i)(s) hattâ iżâ feşiltum vetenâza’tum fî-l-emri ve’asaytum min ba’di mâ erâkum mâ tuhibbûn(e)(c) minkum men yurîdu-ddunyâ veminkum men yurîdu-l-âḣira(te)(c) śümme sarafekum ‘anhum liyebteliyekum(s) velekad ‘afâ ‘ankum(k) va(A)llâhu żû fadlin ‘alâ-lmu/minîn(e)
Andolsun ki Allah, size ettiği vaadi doğruladı; izniyle onları bozup öldürdünüz de sonra gevşeklik gösterdiniz, verilen buyruk hakkında çekiştiniz ve sevdiğiniz şeyi size gösterdikten sonra tuttunuz, isyan ettiniz. Sizden dünyayı dileyen olduğu gibi ahireti dileyen de vardı. Sonra sizi sınamak için onlardan geri çevirdi ve gerçekten de bağışladı sizi ve Allah, inananlara karşı lütuf ve ihsan sahibidir.
Andolsun (Uhud’da ve kıyamete kadar buna benzer durumlarda), Allah size verdiği sözünde sadık kaldı (ve O’nun va’adi doğru çıktı, ki önceleri) siz O’nun izniyle onları (inkârcıları) kırıp-geçiriyordunuz. Ta ki sevdiğiniz (zafer)i size gösterdikten sonra, siz yılgınlığa yöneldiniz, isyan ettiniz ve (Hz. Peygamberce: “Sakın yerinizden ayrılmayın!” şeklinde verilen) emir hakkında çekiştiniz (ve nöbet yerlerinizden ayrılıverdiniz)! Sizden kiminiz dünyayı, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra (Allah) denemek için (imtihan gereği) sizi (bir müddet) ondan (manevi yardımdan mahrum bıraktı, cihad şuurundan ve ahiret duygusundan) çevirip uzaklaştırdı. Ama (sonra yine de) sizi bağışladı. Allah mü’minlere karşı fazıl (ve ihsan) sahibi olandır.
Allah, Uhud savaşının ilk anlarında, size verdiği sözü doğruladı. O'nun izniyle düşmanlarınızı yok etmek üzereydiniz. Ne var ki, Allah size sevip hoşlandığınız ganimet toplama işini gösterdikten sonra gevşediniz. Peygamberden gelen emre aykırı davrandınız ve itaatsizlik ettiniz. Aranızda bu dünyaya ilgi duyan kimseler olduğu gibi, ahirete gönül verenler de mevcuttu. Bunun üzerine, Allah sizi denemek için düşmanlarınızı yenmenize mani oldu, ama yine de sizi bağışladı. Zira Allah, mü'minlere karşı çok ikram sahibidir.
Siz Allah'ın bilgisi, planı dahilinde Allah'ın iradesiyle düşmanlarınızın kökünü kazırken, Allah size olan vaadini yerine getirmiştir.
Nihayet öyle bir an geldi ki, Allah arzuladığınızı, galibiyeti size gösterdikten sonra, zaafa düştünüz, peygamberin yaptığı harp planı konusunda tartışmaya kalktınız ve sizi yerleştirdiği savunma mevzilerini terkederek âsi oldunuz.
İçinizden dünyayı isteyeniniz de vardı, âhireti isteyeniniz de vardı.
Bir de, Allah sizi denemek için onları mağlup etmekten alıkoydu. Ve andolsun, buna rağmen sorgusuz sualsiz sizin kusurlarınızı bağışladı. Allah mü'minlere çok lütufkârdır.
Şüphesiz Allah size vaadettiğini yerine getirdi. Allah'ın izniyle onları kırıp geçiriyordunuz. Ancak (Allah) sevdiğiniz şeyi size gösterince gevşediniz, yapılması gerekende tartışmaya girdiniz ve karşı geldiniz. Sizden kimisi dünyayı, kimisi de ahireti istiyor. Daha sonra (Allah) sizi denemek için onlardan çevirdi (yenilgiye uğrattı). Şüphesiz O sizi bağışladı. Allah mü'minler için lütuf sahibidir.
Andolsun, Allah size verdiği sözünde sadık kaldı; siz O'nun izniyle onları kırıp-geçiriyordunuz. Öyle ki sevdiğiniz (zafer)i size gösterdikten sonra, yılgınlık gösterdiniz, isyan ettiniz ve emir hakkında çekiştiniz. Kiminiz dünyayı, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra (Allah) denemek için sizi ondan çevirdi. Ama (yine de) sizi bağışladı. Allah mü'minlere karşı fazl (ve ihsan) sahibi olandır.
Gerçekten Allah size vaadini doğruladı. O sıra düşmanları öldürüyordunuz; tâ ki, o sevdiğiniz üstünlüğü Allah size gösterdi ve sonra isyan edip verilen emirde çekişerek yılgınlık ettiniz. İçinizden kimi (zafer sevinci ve ganimet arzusu ile) dünyası istiyor, kimi de cenk azmi ile ahireti istiyordu. Sonra Allah sizi imtihan etmek için (müsibetlere karşı sabır ve metanetinizi denemek için) yardımını üzerinizden alıkoyup onları size gâlip getirdi. Bununla beraber sizi bağışladı da. Allah müminlere ihsan ve merhamet sahibidir.
Muhakkak Allah, (size olan yardım) sözünü doğru çıkardı. Çünkü siz, Allah’ın izniyle onların kökünü kazımaya başlamıştınız. Nihayet dağılıp, işi idare etme konusunda çekiştiniz. Ve Allah, sizin sevdiğiniz şeyi size gösterdikten sonra, itaatsizlik ettiniz. Sizden bir kısmınız, dünyayı istiyordu. Bir kısmınız da ahireti istiyordu. Sonra (zaferi elde etmeden) Allah sizi onlardan ayırdı. Ki sizi denesin… Muhakkak Allah sizi affetti. Allah müminler için fazl ve ikram sahibidir.
Allah, elbette size verdiği sözü tuttu. O'nun izniyle düşmanlarınızı yok etmek üzereydiniz; ne var ki Allah size arzuladığınız zaferi gösterdikten sonra gevşediniz, peygamberden gelen emre aykırı davrandınız ve itaatsizlik ettiniz. Aranızda sadece bu dünyaya ilgi duyan kimseler olduğu gibi, âhirete gönül verenler de mevcuttu. Bunun üzerine Allah, sizi sınamak için düşmanları yenmenize mani oldu. Ama Allah günahlarınızı bağışladı; zira Allah'ın inananlara lütfu sınırsızdır.
Size kıldığı va'di, Allah gerçeklemiştir, siz onun izniyle onları yenmiştiniz, verdiğimiz şeyi, gördükten sonra gevşeyerek, buyurulan bir işte çekişmiştiniz, söz tutmadınız, aranızda dünyayı isteyen kimseler olduğu gibi, ahreti isteyenler de vardı, Allah sizi sınamakçin, onlardan sizleri geri çevirdi, sizleri bağışladı, inanmış olanlara Allah iyilik edicidir
Andolsun ki, Allah (size verdiği yardım) sözünü yerine getirdi. Siz O’nun izniyle onları (Uhud gününde) kırıp geçiriyordunuz. Fakat (Allah) sevdiğiniz (zafer)i size gösterdikten sonra, siz yılgınlık gösterdiniz, (Resûl’ün verdiği) emir hakkında tartıştınız ve verilen emre karşı geldiniz. İçinizden kimi (zafer sevinci ve ganimet arzusu ile) dünyayı istiyor, kimi de (emre bağlı kalarak) âhireti arzuluyordu. Sonra Allah sizi imtihan etmek için (musibetlere karşı sabır ve metanetinizi denemek için) yardımını üzerinizden alıkoydu. Buna rağmen sizi bağışladı. Zira Allah mü’minlere karşı çok lütufkârdır.
Allâh’ın izniyle düşmanlarınızı mağlûb itdiğiniz zamân Allâh va’adlerini icrâ iyledi, Lâkin sizin cesâretinize halel geldi. Peygamberin evâmirini münâkaşa itdiniz, Arzu iylediğiniz şeylere nâil oldukdan sonra itâ’atsizlik iylediniz. Bir kısmınız bu dünyânın emvâlini istiyor idi. Diğer kısmınız âhiret mükâfâtını taleb idiyordı. Allâh sizi tecrübe itmek içün düşmanlarınızın karşusında sizi kaçırdı. Lâkin sonra afv itdi. Çünki mü’minlere karşu lütufkardır.
And olsun ki, Allah, size verdiği sözde durdu. Onun izniyle kafirleri kırıp biçiyordunuz, ama Allah size arzuladığınız zaferi gösterdikten sonra gevşeyip bu hususta çekiştiniz ve isyan ettiniz; sizden kimi dünyayı, kimi ahireti istiyordu; derken denemek için Allah sizi geri çevirip bozguna uğrattı. And olsun ki O, sizi bağışladı. Allah'ın inananlara nimeti boldur.
Andolsun, Allah, izniyle, onları (müşrikleri) kırıp geçirdiğiniz sırada size olan va’dini gerçekleştirdi. Nihayet sevdiğiniz şeyi (zaferi) size gösterdikten sonra, za’f gösterdiniz. (Peygamber’in verdiği) emir konusunda tartıştınız ve emre karşı geldiniz. İçinizden dünyayı isteyenler de vardı, ahireti isteyenler de. Sonra sizi denemek için onlardan yüzünüzü çevirdi. (Kaçıp hezimete uğradınız. Buna rağmen) sizi bağışladı. Allah, mü’minlere karşı çok lütufkârdır.
Andolsun ki Allah size verdiği sözü yerine getirdi. Hatırlayın ki O’nun izniyle kâfirleri öldürüyordunuz, ama Allah size istediğiniz zaferi gösterdikten sonra gevşediniz, emre itaat hususunda birbirinizle tartıştınız ve emre aykırı hareket ettiniz; içinizden kimi dünyayı istiyordu, kiminiz de âhireti istiyordunuz; derken Allah denemek için onların karşısında sizi bozguna uğrattı. Sonunda yine de sizi bağışladı. Allah, müminlere karşı lütufkârdır.
Siz Allah'ın izni ile düşmanlarınızı öldürürken, Allah, size olan vâdini yerine getirmiştir. Nihayet, öyle bir an geldi ki, Allah arzuladığınızı (galibiyeti) size gösterdikten sonra zaafa düştünüz; (Peygamberin verdiği) emir konusunda tartışmaya kalkıştınız ve âsi oldunuz. Dünyayı isteyeniniz de vardı, ahireti isteyeniniz de vardı. Sonra Allah, denemek için sizi onlardan (onları mağlup etmekten) alıkoydu. Ve andolsun sizi bağışladı. Zaten Allah, müminlere karşı çok lütufkârdır.
ALLAH size verdiği sözde durdu ve nitekim izniyle onları darmadağın ettiniz. Ama, sevdiğiniz (zaferi) size gösterdikten sonra duraksadınız, savaş hakkında birbirinizle çekiştiniz ve emirleri dinlemediniz. Kiminiz dünyayı istiyordu, kiminiz de ahireti... Sonra, sınamak için sizi onlardan çevirdi ve her şeye rağmen sizi affetti. ALLAH'ın inananlara nimeti boldur
Siz Allah'ın izni ile düşmanlarınızı öldürürken, Allah, size olan vaadini yerine getirmiştir. Allah size sevdiğiniz (galibiyeti) gösterdikten sonra zaafa düştünüz. (Peygamber'in verdiği) emir hakkında tartışmaya kalkıştınız ve isyan ettiniz. Kiminiz dünyayı istiyordu, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra Allah sizi, denemek için onlardan geri çevirdi ve sizi bağışladı. Allah müminlere karşı çok lütufkârdır.
filhakika Allahın size va'di doğru çıktı, o hengâmda onları doğruyordunuz tâ o sevdiğiniz galebeyi Allah size gösterdikten sonra ısyan edib verilen emirde nizaa kalarak yıldığınız lâhzeye kadar ki kiminiz dünyayı isteyordu, kiminiz Ahıreti isteyordu, sonra Allah sizi mübtelâ kılmak için onlardan çevirdi, maamafih sizden afiv de etti, Allahın mü'minlere bir fazlı var
Gerçekten Allah, (size olan yardım) vaadini doğruladı (vaadini yerine getirdi). Hani, O’nun izniyle onları (Uhud’da kâfirleri) kırıp geçiriyordunuz. Fakat sevdiğiniz (zaferi ve bıraktıkları ganimet) i size gösterdikten sonra, (Peygamber’in verdiği) emir hakkında gevşediniz, (yerlerinizde kalıp kalmamak hususunda) tartıştınız ve (emre) karşı geldiniz. Kiminiz dünyayı (ganimeti) istiyor, kiminiz de (emre bağlı kalarak) âhireti istiyordu. (Ezelî ve ebedî ilmiyle her şeyi hakkıyla bilen Allah, musibetler karşısında kimlerin sabredip sabretmeyeceğinin sizin tarafınızdan da bilinmesi için) sizi sınadı ve onlar (a karşı zafer kazanmak) dan sizi geri bıraktı. Muhakkak ki Allah sizi affetti. Allah mü’minlere karşı çok lütufkârdır.
Elbette Allah, size verdiği sözü tuttu; O'nun izni ile onları kırıp geçiriyordunuz. Ne var ki arzuladığınız zafere kavuştuktan sonra, gevşediniz. Verilen emre uymayarak, itaatsizlik ettiniz. Kiminiz dünyayı isterken, kiminiz de ahireti istiyordu. Bundan dolayı Allah sizi sınamak için, size olan desteğini kesti. Ancak yine de sizi affetti. Allah, müminlere karşı gerçekten lütuf sahibidir.
Andolsun ki Allahın size olan va'di Onun izn (-ü keremi) ile onları (düşmanları kolayca) öldüregeldiğiniz, hattâ sevmekde olduğunuz (zafer) i de size gösterdiği zamana kadar — yerine gelmişdi. (Sonra) siz yılgınlık gösterdiniz, isyan etdiniz, (verilen) emir hakkında çekişdiniz. İçinizden kimi dünyâyı istiyor, (yine) içinizden kimi âhireti diliyordu. Sonra Allah size ibtilâ vermek için sizi onlardan geri çevirdi. (Bununla beraber) sizi muhakkak bağışladı da. Zâten Allah mü'minlere bol lutf-ü inayet saahibidir.
Muhakkak ki Allah size verdiği söze sadık kaldı, izniyle onları kırıp geçiriyordunuz. Öyle ki sevdiğiniz zaferi size gösterdikten sonra gevşeklik gösterdiniz, emir hakkında çekiştiniz ve isyan ettiniz. Sizden kiminiz dünyayı, kiminiz de ahireti istiyordu. Sonra, imtihan etmek için sizi onlardan geri çevirdi ve gerçekten de sizi affetti. Allah mü’minlere karşı lütuf sahibidir.
Ve and olsun ki Allah, (siz) izni ile onları öldürürken, size olan va'dini yerine getirmiştir; tâ ki (Allah) arzu ediyor olduğunuz (zafer)i size gösterdikten sonra, zaafa düşüp(peygamberin geçidi tutan okçulara verdiği) emir husûsunda ihtilâfa düşerek isyân ettiğiniz zamâna kadar! İçinizden dünyayı (ganîmeti) isteyen de vardı, (ve yine) içinizden âhireti isteyen de vardı. Sonra (Allah) sizi imtihân etmek için, sizi onlardan (onları mağlûb etmekten) alıkoydu. Bununla berâber muhakkak ki (O) sizi affetti. Hem Allah, mü'minlere karşı (pek büyük) ihsan sâhibidir.
Ve muhakkak ki Allah size verdiği (yardım) sözünü doğruladı. Hani o zaman O’nun izniyle (Uhud ‘da) onları (o saldırganları) kırıp geçiriyordunuz, nihayet (Allah) size sevdiğiniz şeyi (zaferi) gösterdikten sonra gevşediniz, emre itaat hususunda birbirinizle tartıştınız ve emre aykırı hareket ettiniz; sizden kimi (zafer sevinci ve ganimet arzusu ile) dünyayı, kimi de (emre bağlı kalarak) ahireti istiyordu; derken Allah sizi denemek (ne durumda olduğunuzu göstermek) için sizi onlardan (o saldırganlardan) geri çevirdi (verilen emre aykırı davranmalarınız nedeniyle onların karşısında sizi bozguna uğrattı). Ve (buna rağmen) muhakkak ki (O, yine) sizi affetti. Zaten Allah mü’minlere karşı çok lütufkârdır. *
Şu bir gerçek ki, Allah size verdiği sözü doğruladı. Allah’ın izniyle onları yok ediyordunuz ki, gevşediniz, uygulamanız gereken emirde münakaşa ettiniz ve hoşunuza giden şeyi (zaferi) gördüğünüz de (ganimeti toplamak için emri dinlemeyip)) isyan ettiniz. Sizden dünyalık isteyenler olduğu gibi, sizden ahiret’i isteyenlerde vardı. Allah sizi denemek için, sizin onlar üzerindeki üstünlüğünüzü kaldırdı (mağlup oldunuz), hatalarınızı affetti. Allah inananlar üzerine lütuflar yağdırandır.
Gerçekten, Allah size verdiği sözü yerine getirdi. O sırada ki siz Allah’ın dileğiyle düşmanları kesip doğruyordunuz. Allah istediğiniz yengiyi size kazandırdıktan sonra siz gevşeyip size verilen buyruk üzerinde çekiştiniz, ayaklandınız. İçinizde bu dünyayı sevenler vardı. Sonra Allah sizi sınamak için yüzünüzü onlardan çevirdi. Gerçekten, Allah sizi bağışladı. Allah’ın inananlara karşı iyiliği pek çoktur.
* Allah, izin ve emriyle onları cansız kıldığınız zaman size olan vaadinde sadık kalmıştır; nihayet sevdiğiniz zafer ve ganimeti size gösterdikten sonra siz zaaf gösterip o işde [¹] çekiştiniz, peygambere karşı geldiniz de ikiye bölündünüz. Bir bölüğünüz dünyayı, diğer bölüğünüz ise âhireti istiyordu [²]. Sonra sınamak için sizi hezimetle geri çevirdi. Allah suçunuzu bağışlamıştır. Allah mü/minler hakkında büyük bir inayet sahibidir.
Andolsun ki Allah (Uhud’ta) size verdiği sözü tuttu. O’nun izniyle onları kırıp geçiriyordunuz. Fakat arzu ettiğiniz zaferi size gösterdikten sonra, gevşediniz, verilen emir hakkında tartışmaya girdiniz ve isyana yeltendiniz. Kiminiz dünyayı, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra Allah sizi sınamak için sizi onları yenmekten alıkoydu. Yine de Allah sizi affetti. Çünkü Allah inananlara karşı çok lütuf sahibidir.
O'nun izniyle düşmanlarınızı kuşatıp yok etmek üzereyken Allah, size bulunduğu vaadini doğruladı. Nihayet o sevdiğinizi (zaferi) size gösterdikten sonra siz isyan ettiniz, yılgınlık gösterdiniz, emirde çekişmeye düştünüz. Sizden kimi dünyayı istiyor ve sizden kimi de ahireti diliyordu. Sonra sizi imtihan etmek için onlardan çevirdi. Şüphesiz Allah sizi af buyurdu ve Allah müminler üzerine bol ihsan sahibidir.
Gerçek şu ki Allah, size verdiği sözü yerine getirdi; çünkü O’nun yardımı ve izniyle düşmanı önünüze katmış, onları kılıçtan geçiriyordunuz. Ne var ki, arzu ettiğiniz zafer ve ganîmeti Allah size göstermişken, ganîmet sevdasıyla gevşekliğe kapıldınız ve pek çoğunuz Peygamberin verdiği emre karşı gelerek isyan ettiniz. O sırada kiminiz dünyayı tercih etmişti; bunlar ganîmetlere üşüştüler, zoru görünce de kaçtılar, kiminiz de âhireti tercih etmişti, bunlar da kahramanca çarpıştılar, şehit oluncaya kadar da yerlerinden ayrılmadılar.
O perişan hâlinizi bir hatırlayın:
And olsun Allah size kendi vaadini doğruladı! O anda O’nun izniyle onlara bastırıyordunuz.
Sonunda sevdiğiniz şeyi / ganimeti / zaferi size gösterdiğinin sonrasında gevşediniz, Emr / Yetki / İş konusunda çekiştiniz ve isyan ettiniz.
Sizden, Dünya’yı isteyen kimseler vardır, Âhiret’i isteyen kimseler de vardır.
Yine sizi denemek için sizi onlardan döndürüp ayırdı.
And olsun sizi affetti!
Allah Müminler’e karşı lütuf sahibidir.
Aslında Allah'ın size vadettiği zafer çok yakındı. Allah'ın izniyle düşmanı haklamak üzereydiniz ki gevşediniz, size verilen görevi tartıştınız, durumun bir an istediğiniz gibi gelişmesine bakarak emre karşı geldiniz: Kiminiz bu dünyayı; kiminiz öbür dünyayı tercih ettiniz. Sonunda Allah, Uhut'ta sizi harcadı. Size asla unutamayacağınız bir ders verdi. Ama yine de sizi affetti. Çünkü Allah, inanan kesime çok değer veriyordu.
Siz, Allah’ın izni ile düşmanlarınızı öldürürken, Allah size olan sözünü yerine getirmiştir. Nihayet öyle bir an geldi ki, Allah arzuladığınızı size gösterdikten sonra zaafa düştünüz. Emir konusunda tartışarak âsi oldunuz. Bazılarınız dünyayı bazılarınız ahireti istiyordu. Sonra Allah denemek için sizi onlardan geri çevirdi. Sizi bağışladı. Allah müminlere karşı çok iyilik edendir.
Yemin olsun ki siz O’nun izni ile düşmanlarınızı öldürürken, Allah size olan sözünü yerine getirmiştir. Sonunda gevşeklik göstermiştiniz; (Allah) size sevdiğiniz (istediğiniz) şeyi gösterdikten sonra durum hakkında birbirinizle tartışmış ve isyan etmiştiniz. [*] Dünyayı isteyeniniz de ahireti isteyeniniz de vardı. Sonra (Allah) denemek için sizi onlardan geri çevirmişti. Yemin olsun ki sizi bağışlamıştı. [*] Allah müminlere çok lütufkârdır.
(Ey îman edenler!) Allah, size verdiği sözü yerine getirmişti ve siz de Onun izniyle düşmanlarınızı kırıp geçiriyordunuz. Ancak Allah, size arzuladığınız (zaferi) gösterince; gevşediniz, savaş konusunda görüş ayrılığına düştünüz ve (Peygamberin emrine) itaat etmediniz.¹ Çünkü kiminiz dünyayı istiyordu, kiminiz de âhireti istiyordu. Sonra sizi imtihan etmek için geri çevirip bozguna uğrattı. Buna rağmen yine de sizi affetti. Çünkü Allah, îman edenlere karşı gerçekten, lütuf sahibidir.
ALLAH elbette size verdiği sözü tuttu; O’nun izniyle düşmanlarınızı yok etmek üzereydiniz; ¹⁰⁷ ne var ki Allah size arzuladığınız [zaferi] gösterdikten sonra gevşediniz, [Peygamber’den gelen] emre aykırı davrandınız ¹⁰⁸ ve itaatsizlik ettiniz. Aranızda [sadece] bu dünyaya ilgi duyan kimseler olduğu gibi, ahirete gönül verenler de mevcuttu: ¹⁰⁹ Bunun üzerine Allah, sizi sınamak için düşmanlarınızı yenmenize mani oldu. ¹¹⁰ Ama O, şimdi günahlarınızı bağışladı, zira Allah’ın inananlara lütfu sınırsızdır.
Doğrusu Allah, size verdiği zafer vaadini tuttu. Zira O’nun izniyle onların kökünü kazıyordunuz, arzuladığınız zaferi size tam göstermişti ki gevşeyip onun, emri konusunda tartıştınız ve itaatsizlik ettiniz. Sizden kiminiz ganimet peşinde koşuyor, kiminiz de ahireti isteyerek çarpışıyordu; sonra size ders olsun diye onların karşısında bozgunu yaşattı, buna rağmen Allah itaatsizlik suçunuzu da affetmiştir. Çünkü Allah, müminlere karşı yardım ve af konusunda çok cömerttir. 30/4, 59/7
Ve doğrusu Allah size verdiği sözü tuttu; hatırlayın ki O’nun izni sayesinde köklerini kazıyordunuz;[⁶⁷³] ne ki arzuladığınız zaferi Allah size gösterdikten sonra gevşeyip (rasûlün) emri konusunda tartıştınız ve itaatsizlik ettiniz. İçinizde dünyayı arzulayanlar olduğu gibi, âhireti arzulayanlar da vardı.[⁶⁷⁴] Bunun üzerine Allah, sizi sınamak için düşmanlarınızı yenmenize mani oldu.[⁶⁷⁵] Fakat O (şimdi) sizi bağışladı; zaten Allah inananlara karşı çok lütufkârdır.
(Ey iman edenler) Andolsun ki Allah, (Uhud savaşında ilkin) va'dini yerine getirdi, çünkü, Allah'ın izniyle (arslanlar gibi saldırıyor) düşmanlarınızı kılıçtan geçiriyordunuz. Fakat arzu ettiğiniz galibiyeti, Allah size gösterdikten sonra; öyle bir an geldi ki, yılgınlık gösterdiniz, isyan ettiniz, Peygamberin (verdiği "sakın yerinizden ayrılmayınız") emri hakkında (aranızda) ayrılığa düştünüz, içinizden kimi (ganimet sevdasıyla, bulunduğu mevzii terk etti) dünyayı istiyordu, kimi de (Peygamberin emrini dinliyor, bulunduğu noktadan ayrılmıyordu) ahireti (gerekirse şehit olmayı) diliyordu. İşte (Allah) sizi imtihan etmek (içinizden muhlis olanlarla olmayanları meydana çıkarmak) için sizi onları yenilgiye uğratmaktan alıkoydu. (Bununla beraber) sizi bağışladı da (sizi kesin bir hezimetten kurtardı, çünkü) Allah, müminlere karşı lutuf ve kerem sahibidir. (Evet Rabbiniz sizi bağışladı ve hezimetten kurtardı ki)
Muhakkak ki Allah, sözünü size doğruladı; O’nun izniyle onları bozguna uğratıyordunuz. Hatta gevşediğiniz zaman, yapacaklarınız için tartışıyordunuz. O sevdiğinizi (savaşmayı) gördükten sonra isyan ettiniz. Sizden kimi dünyayı, kimi de ahireti istiyordu. Sonra sizi denemek için onlardan çevirdi. Elbette sizi bağışladı. Allah, müminlere fazlından verendir.
Kasem olsun ki, Allah Teâlâ size vaadini ifâ buyurdu. O zaman ki, onları Cenâb-ı Hakk'ın izniyle kesip doğruyordunuz. Tâ ki o sevdiğinizi size gösterdikten sonra siz isyan ettiniz, yılgınlık gösterdiniz, emirde çekişmeye düştünüz, içinizden kimi dünyayı istiyordu ve sizden kimi de ahireti istiyordu. Sonra sizi imtihan etmek için onlardan çevirdi ve mamafih sizi af buyurdu ve Allah Teâlâ mü'minler üzerine fazl sahibidir.
Allah size yaptığı yardım vaadini gerçekleştirdi: O'nun izni ile o düşmanlarınızı kırıp geçiriyordunuz. Allah'ın, size arzuladığınız galibiyeti göstermesine kadar, böylece bu vaad yerine geldi. Ama sonra siz isyan ettiniz, verilen emir hakkında çekiştiniz, yılgınlık gösterdiniz. O esnada kiminiz dünya menfaatini istiyordu, kiminiz âhiret mükâfatını. Sonra Allah sizi denemek için, onlara karşı size verdiği desteği geri çekti, bozguna uğradınız. Bununla beraber sizin kusurlarınızı bağışladı da! Zaten Allah müminlere bol lütuf ve inayet sahibidir.
Kendi izniyle onları öldürdüğünüz sürece Allah, size (yardım) va'dini doğruladı: Nihayet siz korktunuz, Allah size sevdiğiniz(galibiyet)i gösterdikten sonra (verilen) emir hakkında (birbirinizle) çekişip isyan ettiniz: Kiminiz dünyayı istiyordu, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra Allah sizi denemek için onlardan geri çevirdi (yenilgiye uğrattı. Buna rağmen) sizi bağışladı. Allah mü'minlere karşı çok lutufkardır.
Allâh size (zafer ve nusret) va'dinde sâdık oldı. Onun izniyle müşrikleri katl ve istîsâl itmekde idiniz. Allâh'ın size sevdiğiniz şeyi (istediğiniz zafer ve ganîmeti) gösterdiğinden sonra korkaklık gösterüb bozuldınız ve işde ihtilâf idüb (ikiye bölünüb) emr-i rasûle muhâlefet itdiniz. Sizden dünyâyı isteyenler (ganîmet arkasından koşanlar) oldığı gibi âhireti isteyenler de (sevâb-ı âhiret içün sebât idenler de) vardır. Sonra sizi ibtilâ ve imtihân içün onlardan (düşmandan) döndürdi (peygamberin emrine muhâlefet ve 'isyânınıza pişmân oldığınızdan) Allâh sizi 'afv itdi. Cenâb-ı hak mü'minlere büyük fazl ve ihsân sâhibidir. [²]
Bakın! Allah, verdiği sözü tuttu; anlaşmazlığa düşüp dağılıncaya kadar onun izniyle kâfirleri kırıp geçirdiniz. İstediğiniz zaferi göstermesinden sonra isyan ettiniz. Kiminiz dünyayı istiyor, kiminiz de ahireti istiyordu. Sonra sizi, yıpratıcı bir imtihandan geçirmek için onların karşısında bozguna uğrattı. Allah'ın inanıp güvenenlere ikramı bol olduğu için yine de sizi affetti.
-Allah, sevdiğinizi gösterdikten sonra dağıldığınız, emir konusunda tartıştığınız ve isyan ettiğiniz ana kadar, size olan vaadini gerçekleştirmişti. O'nun izni ile kafirleri öldürüyordunuz. Sizden kimi dünya hayatını istiyor, kimi ahiret hayatını istiyordu. Sonra denemek için onların karşısında sizi bozguna uğrattı. Artık Allah sizi affetmiştir. Çünkü Allah, müminlere karşı çok lütufkardır.
Allah size vaadini yerine getirmişti; siz o sırada onları Allah'ın izniyle yok etmek üzereydiniz. Fakat hoşlandığınız şeyi Allah size gösterdikten sonra siz zaafa düşüp Peygamberin emri hakkında birbirinizle çekiştiniz ve isyan ettiniz. Sizden dünyayı isteyen de var, âhireti isteyen de. Sonra Allah sizi sınamak için yüzünüzü düşmanlarınızdan çevirdi. Bununla beraber, kusurunuzu da bağışladı. Zira Allah mü'minlere karşı pek lütufkârdır.(28)
Yemin olsun ki, siz onları Allah'ın izniyle öldürmekteyken, Allah size vaadini doğrulamıştı. Nihayet, siz korkuya kapıldınız, yapılacak iş hususunda çekiştiniz. Ve Allah, sevdiğiniz şeyi size gösterdikten sonra isyan ettiniz. İçinizden bir kısmı dünyayı istiyordu, bir kısmınız ise âhireti istiyordu. Sonra sizi imtihan etmek için onlardan uzaklaştırdı. Yemin olsun, sizi affetmişti. Allah, müminlere karşı lütuf sahibidir.
Albatta, Alloh sizga bergan va’dasiga sodiq qoldi. Chunki sizlar Uhud jangida u kofirlarni Allohning izni bilan birin ketin qira boshlagan edingiz. Vaqtiki, Alloh sizga o‘zingiz sevgan zafarni ko‘rsatgach, bo‘shasha boshladingiz, itoat amri haqida bir-biringiz bilan tortishdingiz va buyruqqa qarshi harakat qildingiz. Oralaringizda dunyoni sevadiganlar ham, oxiratni sevadiganlar ham bor edi. So‘ngra sizlarni imtihon qilish uchun g‘alabani mag‘lubiyatga burib yubordi. Ammo keyin sizlarni afv qildi. Alloh mo‘minlarga fazlu karam sohibi bo‘lgan Zotdir.
daħı bayıķ doġru eyledi size Tañrı va'dasını, ol vaķt kim depelerdüñüz kök kese, anları, anuñ dilegi-y-ile; tā ķaçan kim yüreksüz olduñuz daħı dartışduñuz buyruķ içinde daħı āsį olduñuz andan śoñra kim gösterdi size anı kim söversiz bir niceñüz oldur kim diler dünyeyi ya'nį žafer bulmaķ daħı bir niceñüz oldur kim diler āħireti andan döndürdi sizi anlardan [35a] tā śınaya sizi. daħı bayıķ 'afv eyledi sizden daħı Tañrı eylük issidür mü’minler üzere.
Taḥḳīḳ girçek eyledi size Tañrı Ta‘ālā va‘desini. Ol vaḳtda ki anlara ġāliboldı buyruġı‐y‐la. Ol vaḳta degin kim muḫālefet itdüñüz daḫı çekişdüñüzişlerde ve ‘āṣī olduñuz Tañrı size gösterdüginden ṣoñra siz sevgen nesneyiki nuṣretdür, sizüñ niçeñüz dünyā ister ve niçeñüz āḫiret ister. Andan sizidönderdi anlaruñ üstinden sizi ṣınamaġ‐ıçun. Tañrı Ta‘ālā daḫı günāhlaruñuzbaġışladı size. Tañrı Ta‘ālānuñ fażlı keremi çoḳdur mü’minler üstine.
(Ühüd müharibəsində) siz onları Allahın iznilə əzib-qırdığınız zaman, Allah sizə verdiyi və’dinə sadiq çıxdı. Lakin O (Allah) sevdiyiniz şeyi (zəfər və qəniməti) sizə göstərəndən sonra isə zəiflik göstərdiniz və (sizə verilmiş) əmr barəsində bir-birinizlə mübahisə edərək (Peyğəmbərə) qarşı çıxdınız. İçərinizdən bə’ziləri dünyanı, bə’ziləri isə axirəti istəyirdi. Əlbəttə, O sizi əfv etdi. Çünki Allah mö’minlərə qarşı mərhəmətlidir!
Allah verily made good His promise unto you when ye routed them by His leave, until (the moment) when your courage failed you, and ye disagreed about the order and ye disobeyed, after He had shown you that for which ye long. Some of you desired the world, and some of you desired the Hereafter. Therefore He made you flee from them, that He might try you. Yet now He hath forgiven you. Allah is a Lord of Kindness to believers.
Allah did indeed fulfil His promise to you when ye with His permission Were about to annihilate your enemy,-until ye flinched and fell to disputing about the order,(462) and disobeyed it after He brought you in sight (of the booty) which ye covet. Among you are some that hanker after this world and some that desire the Hereafter. Then did He divert you from your foes in order to test you.(463) But He forgave you: For Allah is full of grace to those who believe.
| Designed by ÖFK En iyi 1024 x 768 pikselde görüntülenir. |