ضَرْبُ اْلأَرْضِ بِالْمَطَرِ : Yere yağmurun düşmesi. Çekicin vuruşu nokta-i nazarından; ضَرْبُ الدَّرَاهِمِ /para basımı, denir. Paradaki damga etkisi itibarıyla da bu işleme طَبْع denir. Seciye/karakter de buna benzetilerek ona ضَرِيبَة ve طَبِيعَة denilmektedir. اَلضَّرْبُ فِي اْلأرْضِ : Yeryüzünde yürümek ve ayaklarla ona vurmak anlamındadır. Allah buyurur ki: وَإِذَا ضَرَبْتُمْ فِي الْأَرْضِ : Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman (4/Nisâ 101); يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ كَفَرُوا وَقَالُوا لِإِخْوَانِهِمْ إِذَا ضَرَبُوا فِي الْأَرْضِ أَوْ كَانُوا غُزًّى لَوْ كَانُوا عِنْدَنَا مَا مَاتُوا وَمَا قُتِلُوا : Ey mü’minler, yolculuğa çıkan ya da savaşa katılan kardeşleri hakkında Eğer onlar yanımızda olsalardı ölmezler ya da öldürülmezlerdi diyen kâfirler gibi olmayınız (3/Âl-i İmrân 156); لِلْفُقَرَاءِ الَّذِينَ أُحْصِرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ لَا يَسْتَطِيعُونَ ضَرْبًا فِي الْأَرْضِ : Sadakalarınızı, kendilerini Allah yoluna adayıp yeryüzünde dolaşmaya güç yetirmeyen yoksullara verin (2/Bakara 273); وَلَقَدْ أَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِي فَاضْرِبْ لَهُمْ طَرِيقًا فِي الْبَحْرِ يَبَسًا لَا تَخَافُ دَرَكًا وَلَا تَخْشَى : Andolsun ki biz Musa’ya: Kullarımla birlikte geceleyin yola çık da size yetişilmesinden korkmaksızın ve (boğulmaktan) endişe etmeksizin onlara denizde kuru bir yol aç, diye vahyetmiştik (20/Tâhâ 77).
Çekiçle vurmaya benzetilerek; ضَرَبَ الْفَحْلُ اَلنَّاقَةَ /Erkek deve, dişi deveyi aşıladı/onunla çiftleşti, denir; tıpkı çekiçle dövmeye benzetilerek, طَرَقَ الْفَحْلُ اَلنَّاقَةَ denildiği gibi. ضَرْبُ الْخَيْمَةِ : Çadırın kazıklarını çekiçle çakmak. Çadıra benzetilerek şöyle buyrulmaktadır: ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ أَيْنَ مَا ثُقِفُوا : Nerede bulunurlarsa bulunsunlar; üzerlerine zillet vurulmuştur (3/Âl-i İmrân 112); yani çadırın, altındakilerini örttüğü gibi, zillet de onları örtmüştür. Şu âyet ifâdesi de aynı anlamdadır: وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الْمَسْكَنَةُ : Üzelerine miskinlik vuruldu (3/Âl-i İmrân 112). Bu anlamdan istiâre yoluyla da şöyle buyrulmaktadır: فَضَرَبْنَا عَلَى آَذَانِهِمْ فِي الْكَهْفِ سِنِينَ عَدَدًا : Bunun üzerine yıllarca mağarada kulakları üzerine vurduk (18/Kehf 11); فَضُرِبَ بَيْنَهُمْ بِسُورٍ لَهُ بَابٌ : Aralarına kapısı olan bir duvar çekilir (57/Hadîd 13).
ضَرْبُ الْعُودِ وِالنَّايِ وَالْبُوقِ /Ud, ney ve boru çalmak; bunlar nefesle çalınır. ضَرْبُ اللَّبِنِ : /Kerpiç kesmek; (toprağı) birbirine karıştırmakla olur. ضَرْبُ الدَّرَاهِمِ /Para basmak anlamından gelen; ضَرْبُ الْمَثَلِ /darbımesel, başkasında eseri ortaya çıkan bir şeyin zikredilmesidir. Allah buyurur ki: ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا : Allah, bir misal verdi (39/Zümer 29); وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلًا رَجُلَيْنِ : Onlara iki adamın örneğini ver (18/Kehf 32); ضَرَبَ لَكُمْ مَثَلًا مِنْ أَنْفُسِكُمْ : Allah, size kendinizden bir misâl verdi (30/Rûm 28); وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِي هَذَا الْقُرْآَنِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍ : Andolsun, biz bu Kur’ân’da insanlar için her türlü misal verdik (30/Rûm 58); وَلَمَّا ضُرِبَ ابْنُ مَرْيَمَ مَثَلًا إِذَا قَوْمُكَ مِنْهُ يَصِدُّونَ : Meryem oğlu İsa, bir misal olarak anlatılınca senin kavmin hemen bağrışmaya başladılar (43/Zuhruf 57); مَا ضَرَبُوهُ لَكَ إِلَّا جَدَلًا : Bu misâli sırf seninle tartışmak için ortaya attılar (43/Zuhruf 58); وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا : Onlara dünya hayatının misalini ver (18/Kehf 45); أَفَنَضْرِبُ عَنْكُمُ الذِّكْرَ صَفْحًا أَنْ كُنْتُمْ قَوْمًا مُسْرِفِينَ : Haddi aşan bir toplumsunuz diye müsamaha gösterip/yüzçevirip ilâhî mesajı size iletmekten vaz mı geçelim? (43/Zuhruf 5).
مُضَارَبَة : Bir çeşit ortaklıktır. مُضَرَّبَة : Dikişle çokça vurulan şey. تَضْرِيب : Teşvik etmek. Sanki o, yeryüzünde uzaklaşmak olan darb’e bir teşviktir. اِضْطِرَاب : Değişik yönlerde çokça gitmek. Bu kelime اَلضَّرْبُ فِي اْلأَرْضِ /Yeryüzünde yürümek, sözünden gelmektedir. اِسْتِضْرَابُ النَّاقَةِ : Dişi devenin erkek deveyi çiftleşmeye davet etmesi.