Bu âyet, Hz. İsa’nın [bedenen] göğe yükseldiği anlamına gelebildiği gibi, şeref bakımından yükseldiği anlamına da gelebilir. خَافِضَةٌ رَافِعَةٌ : O alçaltıcı, yükselticidir (56/Vakıa 3). وَإِلَى السَّمَاء كَيْفَ رُفِعَتْ : (Bakmıyorlar mı) göğe, nasıl yükseltilmiş? (88/Ğaşiye 18).
Bu âyet, hem göğün [fizikî] yüksekliğine hem de kendisine özgü fazilet ve şerefli konumuna da işaret etmektedir. وَفُرُشٍ مَرْفُوعَةٍ : Yükseltilmiş döşekler (56/Vakıa 34); yani yüceltilmiş döşekler. Şu âyet de aynı anlamdadır: فِي صُحُفٍ مُكَرَّمَةٍ * مَرْفُوعَةٍ مُطَهَّرَةٍ : Değerli sahifelerdedir. * Yüksek tutulan tertemiz sahifelerde (80/Abese 13-14). فِي بُيُوتٍ أَذِنَ اللَّهُ أَنْ تُرْفَعَ : (Bu nur,) Allah’ın, onların yükseltilmesine izin verdiği evlerdedir (24/Nûr 36); yani yüceltilmesine izin verdiği evler.
Bu tıpkı şu âyet gibidir: إِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيرًا : Ey Ehl-i Beyt, Allah sizden, kiri gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor (33/Ahzâb 33).
رَفَعَ الْبَعِيرُ فِي سَيْرِهِ : Deve yürüyüşte aşırı gitti; رَفَعْتُهُ أَنَا : Ben onu hızlandırdım, denir. مَرْفُوعُ السَّيْرِ : Aşırı yürüyen deve. رَفَعَ فُلاَنٌ عَلَى فُلاَنٍ كَذَا : Falan kişi falanın gizlediği haberi yaydı. رُفَاعَة : Kadının kalçasını kendisiyle yükselttiği/büyüttüğü şeye denir; tıpkı مِرْفَد gibi.