Râgıb el-İsfehânî'nin el-Müfredât fî Garîbi'l Kur'ân eserinde;
R-f-a - ر ف ع
رَفْع : Bu kelime bazen, oldukları yerden kaldırılan cisimler bağlamında: وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ : Tur’u üzerinize kaldırmıştık (2/Bakara 93); اللّهُ الَّذِي رَفَعَ السَّمَاوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا : Görebileceğiniz bir direk olmadan gökleri yükselten Allah’tır (13/Ra’d 2); bazen yükseltilen binalar bağlamında: وَإِذْ يَرْفَعُ إِبْرَاهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ : İbrahim, evin (kabenin) temellerini yükseltiyordu (2/Bakara 127); bazen yüceltilen şan bağlamında: وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ : Senin şanını yükseltmedik mi? (94/İnşirah 4); bazen de tazim edilen makam bağlamında kullanılır: وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ : Kiminin derecesini kimine üstün kıldık (43/Zuhruf 32); نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَاء : Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz (12/Yûsuf 76); رَفِيعُ الدَّرَجَاتِ ذُو الْعَرْشِ : Dereceleri yükselten arşın sahibi (40/Mü’min 15). بَلْ رَفَعَهُ اللّهُ إِلَيْهِ : Hayır, Allah onu (Îsâ’yı) kendisine yükseltti (4/Nisâ 159).

Bu âyet, Hz. İsa’nın [bedenen] göğe yükseldiği anlamına gelebildiği gibi, şeref bakımından yükseldiği anlamına da gelebilir. خَافِضَةٌ رَافِعَةٌ : O alçaltıcı, yükselticidir (56/Vakıa 3). وَإِلَى السَّمَاء كَيْفَ رُفِعَتْ : (Bakmıyorlar mı) göğe, nasıl yükseltilmiş? (88/Ğaşiye 18).

Bu âyet, hem göğün [fizikî] yüksekliğine hem de kendisine özgü fazilet ve şerefli konumuna da işaret etmektedir. وَفُرُشٍ مَرْفُوعَةٍ : Yükseltilmiş döşekler (56/Vakıa 34); yani yüceltilmiş döşekler. Şu âyet de aynı anlamdadır: فِي صُحُفٍ مُكَرَّمَةٍ * مَرْفُوعَةٍ مُطَهَّرَةٍ : Değerli sahifelerdedir. * Yüksek tutulan tertemiz sahifelerde (80/Abese 13-14). فِي بُيُوتٍ أَذِنَ اللَّهُ أَنْ تُرْفَعَ : (Bu nur,) Allah’ın, onların yükseltilmesine izin verdiği evlerdedir (24/Nûr 36); yani yüceltilmesine izin verdiği evler.

Bu tıpkı şu âyet gibidir: إِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيرًا : Ey Ehl-i Beyt, Allah sizden, kiri gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor (33/Ahzâb 33).

رَفَعَ الْبَعِيرُ فِي سَيْرِهِ : Deve yürüyüşte aşırı gitti; رَفَعْتُهُ أَنَا : Ben onu hızlandırdım, denir. مَرْفُوعُ السَّيْرِ : Aşırı yürüyen deve. رَفَعَ فُلاَنٌ عَلَى فُلاَنٍ كَذَا : Falan kişi falanın gizlediği haberi yaydı. رُفَاعَة : Kadının kalçasını kendisiyle yükselttiği/büyüttüğü şeye denir; tıpkı مِرْفَد gibi.