Râgıb el-İsfehânî'nin el-Müfredât fî Garîbi'l Kur'ân eserinde;
V-l-y - و ل ي
وَلاَء ve تَوَالِي : Kelimeleri, iki şey arasında kendilerinden olmayan bir şeyin girmesine izin verilmemesidir. Bu, yakınlık anlamına gelir. Yakınlık da, mekân açısından, soy açısından, din açısından ve dostluk (arkadaşlık), dayanışmayı/yardımlaşma ve inanç sistemi açısından olabilir.

وِلاَيَة : Yardım, demektir. وَلاَيَة de, idareyi üstlenmek, yönetmektir. Kimisi de şöyle der: وَلاَيَة وِلاَيَة formları tıpkı, دَلاَلَة ve دِلاَلَة formları gibidir. Hakikati ise, idareyi üstlenmektir.

وَلِي ve مَوْلَى formları da bu alanda kullanılır. Her biri fâil/işi yapan yani: مَوَالِي anlamında kullanılır. Aynı kelimeler mef’ûl (eylemden etkilenen) yani: مَوَالِى manasına gelirler. Mü’min kişi için: هُوَ وَلِيُّ اللهِ عَزَّ وَجَلَّ O, Yüce Allah’ın velisidir, denir; مَوْلاَهُ O Allah’ın mevlasıdır ifâdesi ise varit olmamıştır. Fakat اَللهُ تَعَالَى وَلِيُّ اْلمُؤْمِنِينَ وَمَوْلاَهُمْ Yüce Allah, mü’minlerin velisidir ve mevlasıdır, denir.

Şu âyetler birincisi için misaldir: اللَّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ آَمَنُوا --- وَالَّذِينَ كَفَرُوا أَوْلِيَاؤُهُمُ الطَّاغُوتُ Allah, iman edenlerin velisidir; İnkâr edenlerin velileri de tağuttur; (2/Bakara 257); إِنَّ وَلِيِّيَ اللَّهُ الَّذِي نَزَّلَ الْكِتَابَ وَهُوَ يَتَوَلَّى الصَّالِحِينَ Zira benim velim, Kitabı indiren Allah’tır ve O, salih kullarına sahip çıkar (7/A’râf 196); وَاللَّهُ وَلِيُّ الْمُؤْمِنِينَ Allah da mü’minlerin dostudur (3/Âl-i İmrân 68); ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ مَوْلَى الَّذِينَ آَمَنُوا وَأَنَّ الْكَافِرِينَ لاَ مَوْلَى لَهُمْ Bu böyledir. Çünkü Allah iman edenlerin Mevlasıdır. İnkâr edenlerin ise Mevlası yoktur (47/Muhammed 11).

Şu âyetler de aynı konuya işaret ederler: وَإِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ مَوْلاَكُمْ نِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ Yok vazgeçmez de tekrar eskiye dönerlerse artık bilin ki, Allah sizin Mevla’nızdır. O ne güzel Mevla, ne güzel yardımcıdır (8/Enfâl 40); وَاعْتَصِمُوا بِاللَّهِ هُوَ مَوْلاَكُمْ فَنِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ Allah’a sarılın. O sizin Mevla’nızdır. O ne güzel Mevla ve ne güzel yardımcıdır! (22/Hac 78); قُلْ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ هَادُوا إِنْ زَعَمْتُمْ أَنَّكُمْ أَوْلِيَاءُ لِلَّهِ مِنْ دُونِ النَّاسِ De ki: Ey Yahudi olanlar! Eğer insanlar arasında yalnız sizin, Allah’ın dostları olduğunuzu sanıyorsanız, (62/Cuma 6); فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ مَوْلاَهُ وَجِبْرِيلُ وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ وَالمَلاَئِكَةُ بَعْدَ ذَلِكَ ظَهِيرٌ onun dostu Allah, Cibrîl ve mü’minlerin iyileridir. Bunun ardından melekler de onun arkasıdır (66/Tahrîm 4); ثُمَّ رُدُّوا إِلَى اللَّهِ مَوْلاَهُمُ الْحَقِّ Sonra da gerçek Mevlâlarına döndürülürler (6/En’âm 62); وَمَا لَهُمْ مِنْ دُونِهِ مِنْ وَالٍ Onlar için Allah’tan başka bir veli de bulunmaz (13/Ra’d 11) âyetinde geçen وَالٍ kelimesi de, وَلِي anlamındadır.

Yüce Allah, birçok âyette mü’minler ile kâfirler arasında herhangi bir velâyet bağının olmayacağını bildirmiştir. Şöyle ki: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا لاَ تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur. Şüphesiz Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez (5/Mâide 51).

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا لاَ تَتَّخِذُوا آَبَاءَكُمْ وَإِخْوَانَكُمْ أَوْلِيَاءَ إِنِ اسْتَحَبُّوا الْكُفْرَ عَلَى اْلإِيمَانِ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَأُولَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ Ey iman edenler! Eğer babalarınız ve kardeşleriniz imana karşılık küfürden hoşlanıyorlarsa, onları dostlar edinmeyiniz. Sizden her kim onları dost edinirse işte onlar da o zalimlerden olurlar (9/Tevbe 23); اتَّبِعُوا مَا أُنْزِلَ إِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ وَلاَ تَتَّبِعُوا مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ قَلِيلاً مَا تَذَكَّرُونَ (Ey insanlar) Rabbinizden, size indirilene uyun ve O’ndan başka dostlara uymayın, ne kadar da az öğüt alıyorsunuz! (7/A’râf 3).

أُولَئِكَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَالَّذِينَ آَمَنُوا وَلَمْ يُهَاجِرُوا مَا لَكُمْ مِنْ وَلاَيَتِهِمْ مِنْ شَيْءٍ حَتَّى يُهَاجِرُوا işte bunlar birbirinin dostudurlar. İman edip hicret etmeyenlerle, hicret edene kadar sizin herhangi bir dostluğunuz yoktur (8/Enfâl 72).

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا لاَ تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاءَ Ey inananlar! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olan kimseleri dost edinmeyin (60/Mümtehine 1); تَرَى كَثِيرًا مِنْهُمْ يَتَوَلَّوْنَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَبِئْسَ مَا قَدَّمَتْ لَهُمْ أَنْفُسُهُمْ أَنْ سَخِطَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَفِي الْعَذَابِ هُمْ خَالِدُونَ وَلَوْ كَانُوا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالنَّبِيِّ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْهِ مَا اتَّخَذُوهُمْ أَوْلِيَاءَ Onlardan birçoğunun kâfirleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendilerine sunduğu şey ne kadar kötüdür! Allah onlara gazap etmiştir. Onlar ebedî olarak azap içinde kalacaklardır. Eğer onlar, Allah’a, Peygamber’e ve ona indirilen Kur’ân’a inanmış olsalardı, kâfirleri dost tutmazlardı Eğer onlar, Allah’a, Peygamber’e ve ona indirilen Kur’ân’a inanmış olsalardı, kâfirleri dost tutmazlardı (5/Mâide 80-81).

Yüce Allah kâfirler ile şeytanlar arasında dünyada bir müvâlât (dostluk, yakınlık, beraberlik) bulunduğunu, yalnız bu dostluğun âhirette olmayacağını bildirmiştir. Onların dünyadaki dostlukları hakkında şöyle buyurur: اَلْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ بَعْضُهُمْ مِنْ بَعْضٍ Münafıkların erkekleri de kadınları da birbirlerine benzerler. (9/Tevbe 67); إِنَّهُمُ اتَّخَذُوا الشَّيَاطِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ اللَّهِ Çünkü onlar, şeytanları Allah’tan başka dostlar tuttular (7/A’râf 30);إِنَّا جَعَلْنَا الشَّيَاطِينَ أَوْلِيَاءَ لِلَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ Biz, şeytanları, inanmayanların dostları yaptık (7/A’râf 27); فَقَاتِلُوا أَوْلِيَاءَ الشَّيْطَانِ O hâlde siz şeytanın dostlarına karşı savaşın (4/Nisâ 76).

Yüce Allah bu kişilerle şeytan arasında bir dostluk oluşturduğu gibi, şeytana onlara karşı dünyada bir üstünlük de vermiştir: إِنَّمَا سُلْطَانُهُ عَلَى الَّذِينَ يَتَوَلَّوْنَهُ وَالَّذِينَ هُمْ بِهِ مُشْرِكُونَ Şeytanın nüfuzu, ancak onu dost edinenlere ve Allah’a ortak koşanlaradır (16/Nahl 100).

Fakat âhirette onlar arasında herhangi bir dostluk olmayacağını beyan etmiştir. kâfirlerin birbirinin dostu olduklarına ilişkin beyanında şöyle buyurmuştur: يَوْمَ لاَ يُغْنِي مَوْلًى عَنْ مَوْلًى شَيْئًا وَلاَ هُمْ يُنْصَرُونَ O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz. Onlara yardım da edilmez (Duhân 41); ثُمَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يَكْفُرُ بَعْضُكُمْ بِبَعْضٍ وَيَلْعَنُ بَعْضُكُمْ بَعْضًا Sonra kıyamet gününde ise, kiminiz kiminizi tanımayacak, kiminiz kiminizi lanetleyecektir (29/Ankebût 25); قَالَ الَّذِينَ حَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ رَبَّنَا هَؤُلَاءِ الَّذِينَ أَغْوَيْنَا أَغْوَيْنَاهُمْ كَمَا غَوَيْنَا تَبَرَّأْنَا إِلَيْكَ مَا كَانُوا إِيَّانَا يَعْبُدُونَ Haklarında azaba atılma hükmü gerçekleşenler, Rabbimiz! Biz nasıl azmışsak, işte bu azmışları da öylece azdırdık. Bunlardan teberi edip sana sana sığındık. Zaten onlar aslında bizlere tapmıyorlardı, derler (28/Kasas 63).

تَوَلَّى fiili, kendi başına müteaddî/geçişli yapıldığında, velâyet manasını taşır. En yakın yerlerde kullanımı bundandır. Bu anlamda denir ki: وَلَّيْتُ سَمْعِي كَذَا، وَوَلَّيْتُ عَيْنِي كَذَا، وَوَلَّيْتُ وَجْهِي كَذَا Bu, ona kulak verdim, gözlerimi ona diktim, yüzümü ona çevirdim, manasına gelir.

Allah buyurur ki: قَدْ نَرَى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِي السَّمَاءِ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضَاهَا فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُ Doğrusu, biz, yüzünün semaya yöneldiğini, orada şekilden şekle geçerek, aranıp durduğunu görüyorduk. Artık seni hoşnut olacağın bir kıbleye çevireceğiz. Haydi bakalım, yüzünü Mescid-i Haram’a doğru çevir. Siz de ey mü’minler, nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa doğru çevirin! (2/Bakara 144).

تَوَلَّى fiili, eğer مِنْ harfi ile lafzan veya takdiren müteaddî (geçişli) yapılırsa, o zaman da yüz çevirme ve yakınlığı terk etme manasını taşır.

Birincisine misal: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا لاَ تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللَّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dostlar edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur. Şüphesiz Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez (5/Mâide 51); وَمَنْ يَتَوَلَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالَّذِينَ آَمَنُوا فَإِنَّ حِزْبَ اللَّهِ هُمُ الْغَالِبُونَ Kim Allah’ı, O’nun Resûlünü ve mü’minleri dost edinirse, (iyi bilsin ki) Allah’ın taraftarları galip geleceklerdir (5/Mâide 56).

İkincisine misal: فَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِالْمُفْسِدِينَ Eğer (haktan) yüz çevirirlerse, şüphesiz ki Allah bozguncuları çok iyi bilendir (3/Âl-i İmrân 63); إِلاَّ مَنْ تَوَلَّى وَكَفَرَ Ancak kim yüz çevirir ve kâfir olursa, (88/Gâşiye 23); فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُولُوا اشْهَدُوا بِأَنَّا مُسْلِمُونَ Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: Şahit olun biz Müslümanlarız (3/Âl-i İmrân 64); وَإِنْ تَتَوَلَّوْا يَسْتَبْدِلْ قَوْمًا غَيْرَكُمْ ثُمَّ لاَ يَكُونُوا أَمْثَالَكُمْ Eğer siz Hak’tan yüz çevirirseniz Allah yerinize başka bir kavim getirir. Sonra onlar sizin gibi olmazlar (47/Muhammed 38); وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ فَإِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَإِنَّمَا عَلَى رَسُولِنَا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ Allah’a itâat edin, Peygamber’e de itâat edin, yüz çevirirseniz bilin ki, elçimize düşen apaçık bir duyurmadır (64/Teğâbun 12); وَإِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ مَوْلَاكُمْ نِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ Eğer yüz çevirirlerse artık bilin ki, Allah sizin Mevlasızdır. O ne güzel Mevla, ne güzel yardımcıdır (8/Enfâl 40); فَمَنْ تَوَلَّى بَعْدَ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ Her kim bundan sonra yüz çevirirse, işte onlar yoldan çıkmışların ta kendileridir (3/Âl-i İmrân 82).

Yüz çevirmek, terk etmek anlamında kullanılan تَوَلِّي bazen bedenle olur, bazen de kulak vermemek ve bağlılığı reddetmek şeklinde olur.

Allah buyurur ki: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلاَ تَوَلَّوْا عَنْهُ وَأَنْتُمْ تَسْمَعُونَ Ey iman edenler, Allah’a ve Resûlü’ne itâat edin, işitip durduğunuz hâlde onun emirlerinden yüz çevirmeyin! (8/Enfâl 20). Yani, Yüce Allah’ın şu âyette kendilerini tanımladığı kimselerin yaptığını yapmayın: وَاسْتَغْشَوْا ثِيَابَهُمْ وَأَصَرُّوا وَاسْتَكْبَرُوا اسْتِكْبَارًا onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, ısrar ettiler, kibirlendikçe kibirlendiler (71/Nûh 7).

Kendileri hakkında şöyle söylenen kişilerin sözlerini örnek almayın: وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لاَ تَسْمَعُوا لِهَذَا الْقُرْآَنِ وَالْغَوْا فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَغْلِبُونَ İnkâr edenler: Bu Kur’ân-ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın, belki üstün gelirsiniz, dediler (41/Fussilet 26).

وَلاَّهُ دُبُرَهُ sözü ise, kişinin yenildiğini, hezimete uğradığını gösterir. Bu anlamda Allah buyurur ki: لَنْ يَضُرُّوكُمْ إِلاَّ أَذًى وَإِنْ يُقَاتِلُوكُمْ يُوَلُّوكُمُ اْلأَدْبَارَ ثُمَّ لاَ يُنْصَرُونَ Onlar size eziyetten başka bir zarar veremezler, eğer sizinle savaşmaya kalkışsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar, sonra kendilerine yardım da edilmez (3/Âl-i İmrân 111); وَمَنْ يُوَلِّهِمْ يَوْمَئِذٍ دُبُرَهُ إِلاَّ مُتَحَرِّفًا لِقِتَالٍ أَوْ مُتَحَيِّزًا إِلَى فِئَةٍ Böyle bir günde her kim onlara, tekrar dönüp çarpışmak için geri çekilmek veya diğer bir safta yeniden mevzilenmek hâlleri dışında, arkasını dönerse, (8/Enfâl 16).

فَهَبْ لِي مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّا Onun için katından bana veli ihsan et (19/Meryem 5). Yani, senin dostlarından olacak bir oğul ver.

وَإِنِّي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِنْ وَرَائِي وَكَانَتِ امْرَأَتِي عَاقِرًا فَهَبْ لِي مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّا Gerçekten ben, arkamdan yerime geçecek varislerden endişedeyim. Karım da kısır bulunuyor. Onun için katından bana veli ihsan et (19/Meryem 5) âyetinde geçen مَوَالِي kelimesi ise, deniyor ki: Bu, amca oğullarıdır. Kimisi de: Köleleridir, der.

وَلَمْ يَكُنْ لَهُ وَلِيٌّ مِنَ الذُّلِّ وَكَبِّرْهُ تَكْبِيرًا Onun aciz kalıp bir veliye de ihtiyacı da olmaz. Tekbir getirerek O’nu noksanlıklardan yücelt de yücelt (17/İsrâ 111) âyetinde ise, velî’nin olmayacağı anlatılmaktadır. Çünkü devamında مِنَ الذُّلِّ ifâdesi yer almaktadır. Çünkü, daha önce geçtiği gibi, kullarının sâlih olanları O’nun velîleridir (dostlarıdır). Yalnız onların dostlukları, Yüce Allah’ın onlarla üstünlük sağlamasındandır.

مَنْ يَهْدِ اللَّهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ وَلِيًّا مُرْشِدًا Allah kime hidâyet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır; kimi de saptırırsa, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın (18/Kehf 17).

وَلْي ise, ilk yağmurun ardından gelen yağmurdur.

مَوْلَى ise, azat eden, azat edilen, antlaşmalı olan, amca oğlu ve komşu anlamlarına gelir. Bir başkasının işini yapmayı üzerine alan herkese onun velisi denir.

فُلاَنٌ أَوْلَى بِكَذَا Falan kişi, şunun için evlâdır, denir. Yani, ona daha uygun, daha yerindedir. Allah buyurur ki: النَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنْفُسِهِمْ وَأَزْوَاجُهُ أُمَّهَاتُهُمْ وَأُولُو اْلأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللَّهِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ إِلاَّ أَنْ تَفْعَلُوا إِلَى أَوْلِيَائِكُمْ مَعْرُوفًا Peygamber, mü’minler için kendi nefislerinden önce gelir. O’nun hanımları da onların analarıdır. Akraba olanlar da Allah’ın kitabında birbirlerine, diğer mü’minlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar. Ancak dostlarınıza bir maruf yapmanız müstesnâdır (33/Ahzâb 6); إِنَّ أَوْلَى النَّاسِ بِإِبْرَاهِيمَ لَلَّذِينَ اتَّبَعُوهُ وَهَذَا النَّبِيُّ وَالَّذِينَ آَمَنُوا وَاللَّهُ وَلِيُّ الْمُؤْمِنِينَ Doğrusu onların İbrahim’e en yakın olanı, ona uyanlar, şu Peygamber ve iman edenlerdir. Allah da mü’minlerin dostudur (3/Âl-i İmrân 68).

إِنْ يَكُنْ غَنِيًّا أَوْ فَقِيرًا فَاللَّهُ أَوْلَى بِهِمَا Zira zengin de olsa, fakir de olsa, Allah ikisine de (sizden) daha yakındır (4/Nisâ 135); وَأُولُو اْلأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللَّهِ Akraba olanlar, Allah’ın Kitap’ına göre birbirine daha yakındırlar. (8/Enfâl 75); أَوْلَى لَكَ فَأَوْلَى Yakındır, o bela sana, daha yakın (75/Kıyâmet 34).

Bunların hepsi bunun birer misalidir. Yani, azap öncelikle sana daha yakındır ve sen helake çok yakınsın. Kimisi de: Bu müteaddî bir fiildir ve yakınlık anlamındadır, der. Kimisi ise, manası şudur der: Hadi oradan! Sus! Çekil karşımdan!

Bunun ilgili deyimler: وَلِيَ الشَّيْءُ الشَّيْءَ bir şey, bir şeyin yanında eklendi, أَوْلَيْتُ الشَّيْءَ شَيْئًا آخَرَbir şeyi başka bir şeye ekledim, manasına gelir.

Azat etmede وَلاَء kendisiyle varis olunan yakınlık bağıdır. Bu nedenle وَلاَء satışı ve hibesi yasaklanmıştır.

İki şey arasındaki مُوَالاَة Onların art arda gelmeleridir.