Yüce Allah bu bağlamda şöyle buyurmaktadır: وَأَوْفُوا الْكَيْلَ إِذَا كِلْتُمْ وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَقِيمِ Ölçtüğünüz zaman tam ölçün ve doğru terazi ile tartın (17/İsrâ 35) sözünde duran ve onu hiçbir şekilde bozmayan kişi için وَفَى بِعَهْدِهِ يَفِي وَفَاءً وأَوْفَى denir. Bunun zıt anlamlısı aldatmak anlamına gelen غَدْر sözcüğüdür ki, dar zamanda dostunu terk etmek anlamına gelir. Kur’ân-ı Kerim’de genelde أَوْفَى şeklinde kullanılmıştır.
Yüce Allah bu anlamda şöyle buyurmaktadır: وَأَوْفُوا بِعَهْدِي أُوفِ بِعَهْدِكُمْ وَإِيَّايَ فَارْهَبُونِ ve bana verdiğiniz sözü tutun ki, ben de size verdiğim sözü tutayım ve sadece benden korkun! (2/Bakara 40); وَأَوْفُوا بِعَهْدِ اللَّهِ إِذَا عَاهَدْتُمْ Bir de anlaşma yaptığınızda Allah’ın ahdini yerine getirin (16/Nahl 91); بَلَى مَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ وَاتَّقَى فَإِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ Evet, kim sözünü yerine getirir ve takvalı olursa, şüphesiz Allah da muttakileri sever (3/Âl-i İmrân 76).
Yine buyurur ki: وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَاهَدُوا Bir de antlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler (2/Bakara 177); يُوفُونَ بِالنَّذْرِ Adaklarını yerine getirirler (76/İnsan 7); وَمَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ مِنَ اللَّهِ Allah’tan ziyade ahdine riâyet edecek kim vardır? (9/Tevbe 111).
Yüce Allah’ın: وَإِبْرَاهِيمَ الَّذِي وَفَّى Ve çok vefakâr olan İbrahim (53/Necm 37) sözü ise, Hz. İbrahim’in her zaman sözünde durduğunu, kendisinden istenen her şeyde elinden geleni yaptığını ifâde etmektedir.
إِنَّ اللَّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنْفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ Allah, mü’minlerden, canlarını ve mallarını, kendilerine cennet vermek üzere satın almıştır (9/Tevbe 111) âyetinde buna işaret edilmiştir. Meselâ malını infak yoluyla onun yolunda harcamıştır. Canından daha değerli olan çocuğunu onun için kurban etmeye çalışmıştır.
وَفَّى sözüyle dikkat çekilen şeye şu âyette de işaret edilmiştir: وَإِذِ ابْتَلَى إِبْرَاهِيمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَأَتَمَّهُنَّ Hani bir zamanlar İbrahim’i Rabbi, birtakım kelimeler ile imtihan etmişti, o da, onları tamamlayınca, (2/Bakara 124).
تَوْفِيَةُ الشَّيْءِ ifâdesi, bir şeyi tam olarak vermektir.
اِسْتِيفَاؤُهُ Bir şeyi tam olarak almaktır. Yüce Allah bu manada şöyle buyurmaktadır:
وَوُفِّيَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ ve hiç kimseye haksızlık edilmeden herkese ne kazandıysa tamamen ödendiği vakit (3/Âl-i İmrân 25); وَإِنَّمَا تُوَفَّوْنَ أُجُورَكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَة Kıyamet günü ecirleriniz size tamam olarak verilecektir (3/Âl-i İmrân 185); ثُمَّ تُوَفَّى كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ sonra da herkese kazancı tamam olarak ödenecek ve hiç kimse haksızlığa uğramayacaktır (2/Bakara 281); إِنَّمَا يُوَفَّى الصَّابِرُونَ أَجْرَهُمْ بِغَيْرِ حِسَابٍ Ancak sabredenlere mükâfâtları tam olarak hesapsız ödenecektir (39/Zümer 10).
مَنْ كَانَ يُرِيدُ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا وَزِينَتَهَا نُوَفِّ إِلَيْهِمْ أَعْمَالَهُمْ فِيهَا Her kim dünya hayatını ve güzelliklerini isterse biz onlara amellerinin karşılığını orada tamamen öderiz; (11/Hûd 15); وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ شَيْءٍ فِي سَبِيلِ اللَّهِ يُوَفَّ إِلَيْكُمْ وَأَنْتُمْ لاَ تُظْلَمُونَ Allah yolunda her ne infak ederseniz, size ‘eksiksiz olarak ödenir’ ve siz haksızlığa uğratılmazsınız (8/Enfâl 60); فَوَفَّاهُ حِسَابَهُ O da onun hesabını tastamam görmüştür (24/Nûr 39).
Ölüm ve uyku da تَوَفِّي formuyla ifâde edilmiştir.
Allah buyurur ki: اللَّهُ يَتَوَفَّى اْلأَنْفُسَ حِينَ مَوْتِهَا Allah, o canları öldükleri zaman, ölmeyenleri de uyuduklarında alır (39/Zümer 42); وَهُوَ الَّذِي يَتَوَفَّاكُمْ بِاللَّيْلِ Sizi geceleyin ölü gibi uyutan, (6/En’âm 60); قُلْ يَتَوَفَّاكُمْ مَلَكُ الْمَوْتِ الَّذِي وُكِّلَ بِكُمْ De ki: Size vekil kılınmış olan ölüm meleği canınızı alacaktır (32/Secde 11); وَاللَّهُ خَلَقَكُمْ ثُمَّ يَتَوَفَّاكُمْ Allah, sizi yarattı, sonra da sizin canınızı alacaktır (16/Nahl 70); الَّذِينَ تَتَوَفَّاهُمُ المَلاَئِكَةُ ظَالِمِي أَنْفُسِهِمْ kendilerine zulmetmiş kimseler olarak, meleklerin, canlarını aldıkları kimselerdir (16/Nahl 28); تَوَفَّتْهُ رُسُلُنَا وَهُمْ لاَ يُفَرِّطُونَ elçilerimiz, hiç eksiklik yapmadan, onun canını alırlar (6/En’âm 61);وَإِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذِي نَعِدُهُمْ أَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَإِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ Onlara vaat ettiğimizin bir kısmını sana göstersek de, göstermeden seni vefat ettirsek de (10/Yûnus 46); وَتَوَفَّنَا مَعَ اْلأَبْرَارِ bizleri sana ermiş kullarınla beraber vefat ettir (3/Âl-i İmrân 193); رَبَّنَا أَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَتَوَفَّنَا مُسْلِمِينَ Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve canımızı Müslüman olarak al, (7/A’râf 126); تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ Benim canımı Müslüman olarak al ve beni salih kulların arasına kat! (12/Yûsuf 101).
Yine buyurur ki: إِذْ قَالَ اللَّهُ يَا عِيسَى إِنِّي مُتَوَفِّيكَ وَرَافِعُكَ إِلَيَّ Hani Allah şöyle demişti: Ey İsa, şüphesiz ki seni vefat ettireceğim, seni katıma yükselteceğim (3/Âl-i İmrân 55).
Deniyor ki: Burada geçen تَوَفِّي yükseğe çıkarmak ve özel bir konuma yükseltmektir. Ölüm demek olan vefat değildir.
İbn Abbâs şöyle der: Buradaki تَوَفِّي ölüm demektir. Çünkü Yüce Allah onu öldürmüş, sonra diriltmiştir.