Râgıb el-İsfehânî'nin el-Müfredât fî Garîbi'l Kur'ân eserinde;
N-ş-z - ن ش ز
نَشْز : Yerin yüksek olan kısmıdır. Onun bir tepeye çıkmak isteyen için نَشَزَ فُلاَنٌ denmiştir. Aynı şekilde yerinden uzaklaşan adam için نَشَزَ فُلاَنٌ عَنْ مَقَرِّهِ denir. Onun için وَكُلُّ نَابٍ نَاشِزٌ her uzaklaşan aynı zamanda çıkmış da sayılır. Allah buyurur ki: وَإِذَا قِيلَ انْشُزُوا فَانْشُزُوا Size: Kalkın, denilince de kalkın (58/Mücâdele 11).

Diriltilmek de yattıktan sonra ayağa kalkmak olduğundan نَشْز ve إِنْشَاز formlarıyla dile getirilmiştir. Yüce Allah: وَانْظُرْ إِلَى الْعِظَامِ كَيْفَ نُنْشِزُهَا ثُمَّ نَكْسُوهَا لَحْمًا Hele o kemiklere bak, onları nasıl ayağa kaldırıyoruz? Sonra onlara nasıl et giydiriyoruz? (2/Bakara 259) buyurmuştur. Bu fiil, nûn harfinin hem zammeli hem de fethalı biçimiyle okunmuştur.

وَاللَّاتِي تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ Fenalıklarından (geçimsizliklerinden) korktuğunuz kadınlara gelince: Önce kendilerine öğüt verin, (4/Nisâ 34).

نُشُوزُ اْلمَرْأَةِ kadının kocasına karşı antipati duyması, odan hoşlanmayıp nefret etmesidir. Ona itâati kendine yedirememesi, gözünün ondan başkasında oluşudur. Bu bakış açıdan Şair şöyle der:

441- إِذَا جَلَسَتْ عِنْدَ اْلإِمَامِ كَأَنَّهَا *** تَرَى رُفْقَةً مِنْ سَاعَةٍ تَسْتَحِيلُهَا

441- İmamın yanında oturduğunda sanki,

İmkânsız bir arkadaşlığı yaşar gibi.

عِرْقٌ نَاشِزٌ ifâdesi ise, kabarmış damar, demektir.