Râgıb el-İsfehânî'nin el-Müfredât fî Garîbi'l Kur'ân eserinde;
M-y-d - م ي د
مَيْد Yer gibi, büyük şeylerin sarsılmasıdır. Allah buyurur ki: أَن تَمِيدَ بِكُمْ sarsılmayasınız diye (16/Nahl 15); أَن تَمِيدَ بِهِمْ insanlar sarsılmasın diye (21/Enbiyâ 31).

Bu anlamda مَادَتِ اْلأَغْصَانُ تَمِيدُ dallar şiddetli bir şekilde sarsıldı, denmektir. Bazıları der ki: Bu, şairin sözünde olduğu gibi, مَيَدَان şeklindedir:

432- نَعِيمًا وَمَيَدَانًا مِنَ اْلعَيْشِ أَخْضَرَا

432- Güzel bir hayat ve uzun bir yaşayış yemyeşil.

Bazıları, burada geçen مَيَدَانًا مِنَ اْلعَيْشِ ifâdesi, yaşayışın uzatılmış olanıdır, derler.

مَيَدَانُ الدَّابَّةِ deyimi de bundandır ve binek hayvanının uzun yaşamasıdır.

مَائِدَة ise, üzerinde yemek bulunan tepsi demektir. Bunların her birine de مَائِدَة denir.

مَادَنِي يَمِيدُنِي bana yemek yedirdi, yediriyor, denir. Kimileri bu cümlenin, bana akşam yemeği yedirdi anlamında olduğunu söylemişler. Allah buyurur ki: أَنزِلْ عَلَيْنَا مَآئِدَةً مِّنَ السَّمَاءِ Bize gökten bir sofra indir (5/Mâide 114).

Bazıları: Havariler, yemek istemişlerdir, derler. Bazıları ise: Havarilerin istedikleri ilimdir, demişlerdir. İlme, sofra denmesinin sebebi ise, yemek nasıl vücudun gıdası ise, ilmin de kalbin gıdası olmasındandır.