Râgıb el-İsfehânî'nin el-Müfredât fî Garîbi'l Kur'ân eserinde;
K-f-f - ك ف ف
İnsanın kendisiyle alıp verdiği organ demek olan كَفّ kelimesi, insanın eli demektir. Buna bağlı olarak كَفَفْتُهُdemek bir kişinin eline vurmak manasına gelir. Bu kelime aynı zamanda bir kişiye eliyle vurmak ve el ile onu eliyle itmek anlamına da gelir. Bir kişiyi el veya başka herhangi bir şekilde itmeyi/etkisiz hâle getirmeyi كَفّ sözcüğüyle ifâde etmek de yaygın biçimde kullanılır. Hatta bu konuda رَجُلٌ مَكْفُوفٌ ifâdesi bile kullanılmaktadır ki, bu gözleri alınmış/kör olmuş kişi demektir.

Yüce Allah’ın: وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلاَّ كَافَّةً لِلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا Biz seni ancak insanların tamamına bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik (34/Sebe’ 28) sözüne gelince, buradaki كَافَّةً sözcüğü, onları günâhlardan alıkoyan bir kişi olarak gönderdik demektir ve kelimenin sonundaki harfi, mübalağa için eklenmiştir. Bu tıpkı, Arapça’daki رَاوِيَة, عَلاَّمَة ve نَسَّابَة kelimeleri gibidir. Bunlar da sıra ile çok rivâyet eden, çok âlim olan ve soy bilgisi çok olan kişi demektir.

وَقَاتِلُوا الْمُشْرِكِينَ كَافَّةً كَمَا يُقَاتِلُونَكُمْ كَافَّةً …Müşrikler size karşı top yekûn savaştıkları gibi siz de onlara karşı top yekûn savaş açın (9/Tevbe 36) âyetinin şu anlamda olduğu söylenmektedir: Onlar sizinle nasıl denk bir biçimde savaşıyorlarsa, siz de onlara karşı denk biçimde savaşınız. Kimisine göre ise âyetin anlamı şöyledir: Onlar sizinle toplu hâlde savatçıkları gibi siz de onlara karşı toplu hâlde savaşınız. Bunun böyle olmasının nedeni ise, cemaate aynı zamanda كَافَّة isminin verilmiş olmasıdır. Bir araya toplanıp güçlendiklerinden bu toplanmış hâldeki kişilere وَازِعَةُ dendiği gibi.

Yüce Allah’ın: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا ادْخُلُوا فِي السِّلْمِ كَافَّةً Ey iman edenler! Hepiniz selâmete/barışa top yekûn giriniz (2/Bakara 208) sözü de bu anlamdadır.

Öte yandan, Yüce Allah’ın: فَأَصْبَحَ يُقَلِّبُ كَفَّيْهِ عَلَى مَا أَنْفَقَ فِيهَا وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَى عُرُوشِهَا …. Bunun üzerine bağına yaptığı masraflara karşı ellerini ovuşturmaya başladı, bağ, çardakları üzerine yıkılmış kalmıştı. (18/Kehf 42) sözü ise, pişman olmuş kişinin hâline parmak basmakta ve onun pişmanlık hâlinde ne yaptığına ışık tutmaktadır.

Bundan başka olarak تَكَفَّفَ الرَّجُلُ deyimi de, kişinin isterken elini uzatması/açmasıdır. Buna karşılık, اِسْتَكَفَّ fiili, isterken veya verirken elini uzatması demektir. اِسْتَكَفَّ الشَّمْسَ Güneşi eliyle engellemek istedi, deyimi ise, kişinin istediğini görebilmesi için elini kaşının üzerine koyup gözlerini Güneşten korumasını anlatır.

كَفَّةُ الْمِيزَانِ sözcüğü ise, terazinin kefesi demektir. Bu isimlendirenin aklileştirilmiş yorumu ise, tartılan şeylerin tartılırken avuca alınıyormuş gibi, terazinin kefesine konması yönünden benzetilmiş olmasındadır. Ağın her bir tarafı da bu açıdan كِفَّةُ الْحِبَالَةِ adını alır.

كَفَّفْتُ الثَّوْبَ ifâdesi ise, elbisenin, ilk [kaba] dikişten sonra, yan taraflarını dikmek manasına gelir.