Râgıb el-İsfehânî'nin el-Müfredât fî Garîbi'l Kur'ân eserinde;
K-v-m - ق و م
Ayağa kalkmak, dikilmek, yükselmek, yukarı kalkmak anlamına gelen bu fiilin başlıca formları قَامَ يَقُومُ قِيَامًا şeklindedir. Bu işi yapana فَهُوَ قَائِمُ denir. Başka tarafından ayağa kaldırılan veya düzeltilen şeyler için de أَقَامَهُ غَيْرُهُ ifâdesi kullanılmaktadır. Ayrıca bu formun bir yerde oturmak, ikâmet etmek anlamında kullanıldığı da أَقَامَ بِالْمَكَانِ إِقَامَةً deyiminden anlaşılmaktadır.

Bu fiilin mastarı olan قِيَام ise, birkaç değişik anlamda kullanılmaktadır:

1. Şahsen/Bizzat قِيَام etmek. Bu baskı/zorla olabilir, ihtiyari/isteğe bağlı olarak da yapılabilir.

2. Bir şey için قِيَام etmek. Bir iş veya eylemin şartlarını yerine getirmek ve onu korumak şeklinde gerçekleşir.

3. Bir şeyi yapmaya azmetmeyi amaçlayan قِيَام .

Baskıya dayalı kıyam hakkında Allah buyurur ki: مِنْهَا قَائِمٌ وَحَصِيدٌ …Onlardan ayakta olanlar da var, biçilenler (yok olup gidenler) de (11/Hûd 100) مَا قَطَعْتُمْ مِنْ لِينَةٍ أَوْ تَرَكْتُمُوهَا قَائِمَةً عَلَى أُصُولِهَا فَبِإِذْنِ اللَّهِ وَلِيُخْزِيَ الْفَاسِقِينَ Hurma ağaçlarından herhangi bir şey kesmeniz veya kökleri üzerinde bırakmanız hep Allah’ın izniyle ve O’nun, yoldan çıkanları cezalandırması içindir (59/Haşr 5).

İsteğe bağlı olan kıyam hakkında ise, şöyle buyurmaktadır: أَمْ مَنْ هُوَ قَانِتٌ آَنَاءَ اللَّيْلِ سَاجِدًا وَقَائِمًا Yoksa o, gece saatlerinde kalkan, secdeye kapanıp, kıyama durarak daima vazifesini yapan, gibi olur mu? (39/Zümer 9); الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللَّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَى جُنُوبِهِمْ Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar (3/Âl-i İmrân 191) الرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاءِ Erkekler, kadın üzerine idareci ve hakimdirler (4/Nisâ 34); وَالَّذِينَ يَبِيتُونَ لِرَبِّهِمْ سُجَّدًا وَقِيَامًا Ve onlar ki, Rablerine secdeler ve kıyamlar ederek yatarlar (25/Furkân 64). Bu iki âyette geçen قِيَامًا kelimesi, ayakta duran manasını taşıyan قَائِمٌ kelimesinin çoğuludur.

Kıyam kelimesinin başka bir şeyin hakkını gözetmek anlamında kullanıldığına misal ise, Yüce Allah’ın şu sözleridir: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا كُونُوا قَوَّامِينَ لِلَّهِ شُهَدَاءَ بِالْقِسْطِ Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz (5/Mâide 8); شَهِدَ اللَّهُ أَنَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ وَالمَلاَئِكَةُ وَأُولُو الْعِلْمِ قَائِمًا بِالْقِسْطِ Allah, bütün melekler ve ilim uluları da adaleti ayakta tutanlar olarak buna şahittir ki, ondan başka ilâh yoktur (3/Âl-i İmrân 18) أَفَمَنْ هُوَ قَائِمٌ عَلَى كُلِّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ Bütün kazandıklarıyla her bir nefsin üzerinde böylesine duran başka kim vardır? (13/Ra’d 33), yani, onu böylesine koruyan kim vardır?

لَيْسُوا سَوَاءً مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ أُمَّةٌ قَائِمَةٌ Hepsi bir değildirler; Kitap ehli içinde doğruluk üzere bulunan bir ümmet (topluluk) vardır (3/Âl-i İmrân 113); وَمِنْهُمْ مَنْ إِنْ تَأْمَنْهُ بِدِينَارٍ لاَ يُؤَدِّهِ إِلَيْكَ إِلاَّ مَا دُمْتَ عَلَيْهِ قَائِمًا Fakat öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez (3/Âl-i İmrân 75); yani: Onu istemedikçe ve istemede ısrar etmedikçe onu sana vermezler. Bir işi yapmaya azmetmek, bir eylemde bulunmaya niyetlenmek anlamındaki kıyama misal ise, Yüce Allah’ı şu sözleridir:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلاَةِ Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman (5/Mâide 6);يُقِيمُونَ الصَّلاَةَ namazlarını kılanlardır, (5/Mâide 55); yani: Namazı devamlı kılan ve onu koruyanlar.

قِيَام ve قِوَام : Sözcükleri ise, bir şeyin kendisiyle ayakta durduğu, sabitleştiği, sağlamlaştığı sütun ve dayanak gibi şeylere işaret eder. Nitekim, ayak, payanda, destek gibi görevler yapan ve dayanak olarak kullanılan şeylere عِمَاد ve سِنَاد adı verilmektedir. Bu manada Allah buyurur ki: وَلاَ تُؤْتُوا السُّفَهَاءَ أَمْوَالَكُمُ الَّتِي جَعَلَ اللَّهُ لَكُمْ قِيَامًا Allah’ın, sizin için geçiminizin temeli kıldığı mallarınızı aklı ermezlere vermeyin (4/Nisâ 5), yani: Sizin hayatınızı ayakta tutan şeylerden yaptığı malları.

جَعَلَ اللَّهُ الْكَعْبَةَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ قِيَامًا لِلنَّاسِ Allah, Kâbe’yi, o Beytü’l-Haram’ı, insanlar için bir geçim kaynağı kılmıştır (5/Mâide 97), yani: Bunları bir geçimlik kılmıştır. Böylece hem dünyalık geçimleri sağlanmış hem de âhiretleri kurtulmuş olur.

el-Esam şöyle der: Âyette geçen قِيَامًا kelimesi, her zaman geçerli olan, hiçbir Zaman hükmü iptal olmayan geçimliktir. Bu kelime, قِيَمًا şeklinde de okunmuştur ki, bu da قِيَامًا demektir. Bu قِيَامًا sözcüğü değer, kıymet anlamında kullanılan قِيمَةٍ kelimesinin çoğuludur diyenlerin görüşü ise, kayda değer bir şey değildir.

Temel olarak kurulmak, sabitleşmek ve yerleşme demek olan قَامَ كَذَا، وثَبَتَ، ورَكَزَ ifâdeleri aynı anlama gelir.

Yüce Allah’ın şu sözü de bu âyetlerin beyan ettikleriyle ilgilidir: وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ إِبْرَاهِيمَ مُصَلًّى Siz de Makam-ı İbrahim’den kendinize bir namazgah edinin (2/Bakara 125).

قَامَ فُلاَنٌ مَقَامَ فُلاَنٍ falan adam falanın makamına oturdu deyimi, onun yerine vekillik etti manasına gelir. Allah buyurur ki: فَآَخَرَانِ يَقُومَانِ مَقَامَهُمَا مِنَ الَّذِينَ اسْتَحَقَّ عَلَيْهِمُ اْلأَوْلَيَانِ diğer iki kişi onların yerine geçerler ve: Bizim şahitliğimiz, önceki iki kişinin şahitliğinden daha doğrudur diye yemin ederler (5/Mâide 107).

Yüce Allah’ın: قُلْ إِنَّنِي هَدَانِي رَبِّي إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ دِينًا قًيِّمًا De ki: Rabbim, beni doğru yola iletti. Dosdoğru dine (6/En’âm 161) sözünde geçen قِيَمًا sözcüğü, değişmez bir sabite olarak onların hem dünyalık hem âhiret hayatını düzenleyen demektir.

Âyette geçen قَيِّمًا kelimesi قِيَامٍ kelimesinin hafifletilmiş/şeddesiz biçimi olan قِيَمًا şeklinde de okunmuştur. Kimisi ise, bunun bir sıfat olduğunu söylemiştir. Tıpkı, قَوْمٌ عِدًى، ومَكَانٌ سِوًى، ولَحْمٌ زِيَمٌ ، ومَاءٌ رُوًى deyimleri gibi. Yüce Allah’ın şu sözleri de bu anlamdadır. Yüce Allah’ın şu sözleri de bu anlamdadır: ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ …İşte dosdoğru din budur (12/Yûsuf 40); وَلَمْ يَجْعَلْ لَهُ عِوَجًا قَيِّمًا ve onun için hiçbir eğrilik/kusur bırakmadı; dosdoğru olarak (18/Kehf 1-2).

وَذَلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ İşte dosdoğru din budur (98/Beyyine 5) âyetinde geçen الْقَيِّمَةِ kelimesi ise, şu âyetlerde özellikleri beyan edilen adalet üzere kaim olan ümmetin adıdır: كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz (3/Âl-i İmrân 110); كُونُوا قَوَّامِينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَاءَ لِلَّهِ Adaleti ayakta tutan…, yalnız Allah için şahitlik eden kimseler olunuz (4/Nisâ 135).

رَسُولٌ مِنَ اللَّهِ يَتْلُو صُحُفًا مُطَهَّرَةً فِيهَا كُتُبٌ قَيِّمَةٌ (Bu delil), tertemiz sayfaları okuyan, Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberdir, O sayfalarda, en doğru hükümler vardır (98/Beyyine 2-3); burada Yüce Allah: صُحُفًا مُطَهَّرَةً tertemiz sayfalar ifâdesiyle, Kur’ân-ı Kerime işaret etmiştir. Bunun yanında كُتُبٌ قَيِّمَةٌ açıklamasıyla da Kur’ân’da yer alan diğer İlahi Kitapların taşıdıkları manalara dikkat çekilmiştir. Çünkü, Kur’ân, Yüce Allah’ın daha önce gelmiş olan Kadîm Kitaplarının tüm meyvelerinin bir özeti konumundadır.

اللَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur; O daima diridir, bütün varlığın idaresini yürütendir (2/Bakara 255) âyetinde geçen قَيُّومُ kelimesi, her şeyi koruyan ve hepsine kendisini ayakta tutacak destek, dayanağı veren O’dur, manasındadır. Bu da şu âyetlerde de açıklanan manasıdır: قَالَ رَبُّنَا الَّذِي أَعْطَى كُلَّ شَيْءٍ خَلْقَهُ ثُمَّ هَدَى Bizim Rabbimiz her şeye şeklini veren, sonra da yolunu gösterendir, dedi (20/Tâhâ 50); أَفَمَنْ هُوَ قَائِمٌ عَلَى كُلِّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ Bütün kazandıklarıyla her bir nefsin üzerinde böylesine hükümran olan başka kim vardır? (13/Ra’d 33).

بِنَاءٌ قَيُّومٌ sağlam bina deyimi, form olarak فَيْعُولٌ vezninde, قَيَّامٌ ise, فَيْعَالٌ veznindedir. Bu tıpkı, دَيُّونٌ ، دَيَّانٌ kelimeleri gibidir.

قِيَامَة de, aşağıdaki âyetlerde zikredilen manasıyla kıyametin kopmasıdır: وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُبْلِسُ الْمُجْرِمُونَ Kıyamet saatinin gelip çattığı gün suçlular, her ümidi keserler (30/Rûm 12); يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ Öyle bir gün ki, insanlar o gün Rabblerinin huzurunda divan duracaklar (83/Mutaffifîn 6); وَمَا أَظُنُّ السَّاعَةَ قَائِمَةً Kıyametin kopacağını da zannetmem (18/Kehf 36).

قِيَامَة kelimesinin asıl anlamı, insanın bir çırpıda ayağa kalkmasıdır. Sonuna hâ harfi ilave edilerek onun aniden meydana geleceğine dikkat çekilmiştir.

مَقَامise, hem mastar, hem kıyam yapılan yerin ismi, hem kıyamın zamanı için kullanılır: Kıyam etmek/ayağa kalkmak, ayakta durulan yer, ayakta durulan zaman. Şu âyetlerde bu anlamlarda kullanıldığı gözlenmektedir:

يَا قَوْمِ إِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكُمْ مَقَامِي وَتَذْكِيرِي بِآَيَاتِ اللَّهِ …Ey kavmim, eğer benim aranızda duruşum ve Allah’ın âyetleriyle öğüt verişim size ağır geliyorsa (10/Yûnus 71); ذَلِكَ لِمَنْ خَافَ مَقَامِي وَخَافَ وَعِيدِ …Bu, makamımdan ve tehdidimden korkan içindir (14/İbrâhîm 14); وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ Rabbinin makamından korkan kimselere iki cennet vardır (55/Rahmân 46) وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ إِبْرَاهِيمَ مُصَلًّى Siz de Makam-ı İbrahim’den kendinize bir namazgah edinin (2/Bakara 125); فِيهِ آَيَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَقَامُ إِبْرَاهِيمَ Onda apaçık deliller, İbrahim’in makamı vardır (3/Âl-i İmrân 97).

Ayrıca şu âyetler de bununla ilgilidir: وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ Ne ekinler ne güzel kaynaklar (44/Duhân 26); إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي مَقَامٍ أَمِينٍ Şüphesiz ki kötülükten sakınanlar güvenli bir makamdadırlar (44/Duhân 51) أَيُّ الْفَرِيقَيْنِ خَيْرٌ مَقَامًا وَأَحْسَنُ نَدِيًّا …Bu iki zümreden hangisi mevki bakımından daha iyi, meclis ve topluluk itibariyle daha güzeldir? (19/ Meryem 73).

Bunun yanında şu âyetler de konuyu açıklık getirenlerdendir: وَمَا مِنَّا إِلاَّ لَهُ مَقَامٌ مَعْلُومٌ (Melekler): Bizden her birimizin belli bir makam vardır (37/Sâffât 164), قَالَ عِفْريتٌ مِنَ الْجِنِّ أَنَا آَتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَ Cinlerden bir ifrit, Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm…, dedi (27/Neml 39).

el-Ahfeş âyetin قَبْلَ أَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَ Sen makamından kalkmadan kısmıyla ilgili olarak der ki: Şüphesiz makam, oturulan yerdir. Bu görüş eğer, makam ve oturulan yer, zat itibariyle aynı şeydir; yukarı çıkma ve aşağı inme gibi fâile nispetleri açısından farklılık gösterirler demek istemişse, doğrudur. Yok böyle değil de, makamın manası, oturulan yerin manasıyla aynıdır, demek istemişse, doğru olmaz. Çünkü, aynı yer, kişinin durması esas alınarak makam, oturması esas alınarak oturma yeri diye adlandırılabilir.

Kimileri ise, مَقَامَة kelimesi, جَمَاعَة topluluk manasına gelir, derler. Şair şöyle der:

وَفِيهِمْ مَقَامَاتٌ حِسَانٌ وُجُوهُهُمْ -379

379- Onların içinde yüzleri güzel olan makameler vardır.

Bu, kendi arkadaşları için bir isim olarak kullanılsa da, aslında bir yer ismidir. Tıpkı şairin şu sözü gibi:

وَاسْتَبَّ بَعْدَكَ يَا كُلَيْبُ الْمَجْلِسُ -380

380- Ey Küleyb, senden sonra meclis sövüştü.

Burada şair, sövüşenleri, meclis diye adlandırmıştır.

اِسْتِقَامَة ise, düz bir çizgi üzerinde olan yola denmektedir. Haklı olanın yolu da buna benzetilmiştir: اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ Bize Doğru Yol’u göster (1/Fatiha 6); وَأَنَّ هَذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيمًا İşte benim doğru yolum budur (6/En’âm 153); إِنَّ رَبِّي عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ …Benim Rabbim, hiç şüphe yok ki, doğru yoldadır (11/Hûd 56).

اِسْتِقَامَةُ اْلإِنْسَانِ İnsanın istikâmeti, doğru yolu izlemesidir. Yüce Allah’ın şu sözleri gibi: إِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللَّهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا Rabbimiz Allah’tır deyip, sonra da doğrulukta devam edenlere gelince (41/Fussilet 30), فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ İşte bundan dolayı emir olunduğun gibi doğru ol! (11/Hûd 112); فَاسْتَقِيمُوا إِلَيْهِ Artık hep O’na dosdoğru olarak yönelin! (41/Fussilet 6).

الإِقَامَةُ فِي الْمَكَانِ bir yerde ikâmet etmek, orada durmak, yerleşmek demektir.

إِقَامَةُ الشَّيْءِ Bir şeyi ikame etmek, onun hakkını vermektir. Allah buyurur ki: قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لَسْتُمْ عَلَى شَيْءٍ حَتَّى تُقِيمُوا التَّوْرَاةَ وَالْإِنْجِيلَ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ De ki: Ey kitap ehli! Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni uygulamadıkça bir esas üzerinde değilsiniz (5/Mâide 68), yani: İlim ve amelle bu her ikisinin haklarını tam anlamıyla vermedikçe

(Allah’ın) şu sözü de aynı anlamdadır: وَلَوْ أَنَّهُمْ أَقَامُوا التَّوْرَاةَ وَالْإِنْجِيلَ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْهِمْ مِنْ رَبِّهِمْ Eğer onlar, Tevrat’ı, İncil’i ve kendilerine indirileni gereğince uygulasalardı (5/Mâide 66). Yüce Allah, namazı emrettiği her yerde ve onu övdüğü her yerde sadece إِقَامَة kelimesini kullanmıştır. Böylece, amacın onun sadece şeklen yerine getirilmesi değil, tüm şartlarını yerine getirerek kılmak olduğuna dikkat çekmiştir. Sözgelimi: Birçok yerde namaz ile ilgili وَأَقِيمُوا الصَّلاَةَ وَآَتُوا الزَّكَاةَ وَارْكَعُوا مَعَ الرَّاكِعِينَ Hem namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin (2/Bakara 43); وَالْمُقِيمِينَ الصَّلاَةَ Onlar, namazı ikame edenlerdir (4/Nisâ 162).

Münafıklar hakkında:وَإِذَا قَامُوا إِلَى الصَّلاَةِ قَامُوا كُسَالَى …Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar (4/Nisâ 142) buyurması ise, إِقَامَة kökünden değil, قِيَام kalkmak mastarındandır.

Yüce Allah’ın Hz. İbrahim’in ağzından: رَبِّ اجْعَلْنِي مُقِيمَ الصَّلاَةِ وَمِنْ ذُرِّيَّتِي Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazını dosdoğru kılanlardan eyle! (14/İbrâhîm 40) buyurması ise, namazın şartlarını yerine getirmeye, onun hakkını vermeye beni muvaffak kıl, manasına gelir.

Kâfirlere yönelik ültimatomunda: فَإِنْ تَابُوا وَأَقَامُوا الصَّلاَةَ Eğer tövbe ederler, namazı kılarlarlarsa (9/Tevbe 11) buyurmasının yorumunda ise, denmiştir: Bu, namazın sadece edasıyla değil, onun varlığını kabul ederek ikame ederlerse, demektir.

مُقَامise, hem mimli mastar, hem ismi zaman, hem ismi mekân, hem de ismi mef’ûl olarak kullanılır. Yalnız Kur’ân’da geçeni sadece mastar olanıdır: إِنَّهَا سَاءَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا Orası cidden ne kötü bir uğrak, ne kötü bir konaktır (25/Furkân 66).

Aynı kökten gelen مُقَامَة ise, إِقَامَة anlamındadır. Allah buyurur ki: الَّذِي أَحَلَّنَا دَارَ الْمُقَامَةِ مِنْ فَضْلِهِ Lütfünden bizi durulacak bir yurda kondurdu (35/Fâtır 35), ذَلِكَ جَزَاءُ أَعْدَاءِ اللَّهِ النَّارُ لَهُمْ فِيهَا دَارُ الْخُلْدِ Onlar için orada ebedî olarak kalacakları cehennem yurdu vardır (41/Fussilet 28), وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ Hem de Adn cennetlerinde hoş meskenler (9/Tevbe 72)

لاَ مَقَامَ لَكُمْ فَارْجِعُوا …Sizin için duracak yer yok, hemen dönün (33/Ahzâb 13) âyetinde geçen مُقَامَ kelimesi ise, قَامَ fiilindendir, yani, sizin kalacak hiçbir yeriniz yoktur. Kimi kıraatlerde bu ifâde لاَ مُقَامَ لَكُمْ şeklinde okunmuştur ki, o zaman da أَقَامَ fiilinden alınmıştır, demek olur.

Bazen, devamlılığı ifâde etmek için, إِقَامَة sözcüğü kullanılır. Allah buyurur ki: عَذَابٌ مُقِيمٌ sürekli bir azaptır (11/Hûd 39). Bir kıraate göre, إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي مَقَامٍ أَمِينٍ Şüphesiz ki kötülükten sakınanlar güvenli bir makamdadırlar (44/Duhân 51) şeklinde okunmuştur. Yani: İçinde devamlı kalacakları bir yerde.

تَقْوِيمُ الشَّيْءِ Bir şeyin takvimi, onu doğrultmak, düzeltmek, yetiştirmek, öğretmek, eğitmek, geliştirilmektir. Allah buyurur ki: لَقَدْ خَلَقْنَا اْلإِنْسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ Biz insanı en güzel biçimde yarattık (95/Tin 4). Bu da, Yüce Allah’ın, insanı, diğer canlılar arasında seçip ona akıl ve anlayış vermesi ve onu belini doğrultup dik durabilecek şekilde yaratmış olmasıdır. İnsanın belini doğrultup böyle dimdik ayağa kalkabilmesi, onun âlemdeki her şeyi egemenliği altına alabileceğini göstermektedir.

Bir eşya için kullanılan تَقْوِيمُ السِّلْعَةِ ifâdesi de onun değerini belirlemek/değerini açıklamaktır.

قَوْم kelimesi ise, asıl itibariyle, kadınlar olmaksızın, erkekler topluluğu demektir. Onun için âyette: لاَ يَسْخَرْ قَومٌ مِنْ قَوْمٍ Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin (49/Hucurât 11).

Şair de şöyle der:

أََ قَََوْمٌ آلُ حِصْنٍ أَمْ نِسَاءُ -381

381- Hısn Âilesi, bir kavim midir yoksa kadınlar mı?

Kur’ân-ı Kerim’de geçen قَوْم sözcüğünde ise, erkek ve kadınlar birlikte kastedilmiştir. Gerçek anlamı ise, erkekler içindir. Zira sözcükte baskın olan unsur erkeklerdir. Allah buyurur ki: اَلرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاءِ بِمَا فَضَّلَ اللَّهُ بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ Erkekler, kadın üzerine idareci ve hakimdirler. Çünkü Allah birini diğerinden üstün yaratmıştır (4/Nisâ 34).