Râgıb el-İsfehânî'nin el-Müfredât fî Garîbi'l Kur'ân eserinde;
F-v-k - ف و ق
فَوْق kelimesi; mekân, zaman, cisim, sayı ve mertebe ile ilgili kullanılır. Bu da değişik kısımlara ayrılır:

1- Yükseklik açısından: وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ : Tur’u üstünüze kaldırmıştık (2/Bakara 63); لَهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ ظُلَلٌ مِنَ النَّارِ : Onların üstlerinde ateşten tabakalar vardır (39/Zümer 16); وَجَعَلَ فِيهَا رَوَاسِيَ مِنْ فَوْقِهَا : Allah, yerin üstünde sabit dağlar yarattı (41/Fussilet 10). فَوْق kelimesinin karşıtı تَحْت kelimesidir: قُلْ هُوَ الْقَادِرُ عَلَى أَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَابًا مِنْ فَوْقِكُمْ أَوْ مِنْ تَحْتِ أَرْجُلِكُمْ : De ki; Allah, size üstünüzden ya da ayaklarınızın altından azap göndermeye güç yetirendir (6/En’âm 65).

2- Çıkış ve iniş açısından: إِذْ جَاءُوكُمْ مِنْ فَوْقِكُمْ وَمِنْ أَسْفَلَ مِنْكُمْ : Onlar size yukarınızdan ve aşağınızdan gelmişlerdi (33/Ahzâb 10).

3- Sayı ile ilgili olarak: فَإِنْ كُنَّ نِسَاءً فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَ : (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır (4/Nisâ 11).

4- Büyüklük ve küçüklük ile ilgili olarak: إِنَّ اللَّهَ لَا يَسْتَحْيِي أَنْ يَضْرِبَ مَثَلًا مَا بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا : Allah bir sivrisineği ve onun daha üstünde olan bir canlıyı örnek olarak göstermekten çekinmez (2/Bakara 26). Bazılarına göre فَمَا فَوْقَهَا sözü, [başka bir] âyette [29/Ankebût 41] zikredilen عَنْكَبْوت kelimesine işarettir. Kimisine göre ise, âyetin anlamı; “küçüklük konusunda onun üstünde olan”, şeklindedir. Âyette; “ondan daha aşağı olan”ın kastedildiğini söyleyenler de, bu anlamı kastetmişlerdir. Kimi dilci, فَوْقَ kelimesinin دُونَ anlamında kullanıldığını düşünmüş ve onu, tasnif ettiği zıt anlamlara gelen kelimelerin içine almıştır; fakat bu konuda yanılmıştır.

5- Dünyevî üstünlük açısından: وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَتَّخِذَ بَعْضُهُمْ بَعْضًا سُخْرِيًّا : Birbirlerine işlerini gördürsünler diye biz onların bir kısmını diğerlerinden derecelerle üstün kıldık (43/Zuhruf 32). Veya uhrevî üstünlük açısından: وَالَّذِينَ اتَّقَوْا فَوْقَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ : Korunanlar, kıyamet günü, kâfirlerden üstün konumdadırlar (2/Bakara 212); وَجَاعِلُ الَّذِينَ اتَّبَعُوكَ فَوْقَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ : Sana uyanları kıyamet gününe kadar kâfirlere üstün kılacağım (3/Âl-i İmrân 55).

6- Üstün gelmek ve yenmek açısından: وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِ : Allah, kulları üzerinde kesin egemendir (6/En’âm 18). Firavun’dan da şöyle söz edilmektedir: وَإِنَّا فَوْقَهُمْ قَاهِرُونَ : Onların üzerinde ezici bir gücümüz vardır (7/A’râf 127).

Biri başkasından üstün olduğunda فَوْق kökünden; فَاقَ فُلاَنٌ غَيْرَهُ يَفُوقُ : Falan kişi başkasından üstün oldu, olmaktadır, denir. Bu, fazilet konusunda kullanılan فَوْق ’ten gelmektedir. فَوْقُ السَّهْمِ : Ok gezi, sözü de فَوْق kökünden türetilmektedir.

سَهْمٌ أَفْوَقُ : Gezi kırık ok. إِفَاقَة : Sarhoşluktan veya delilikten sonra insan algısının ve hastalıktan sonra gücün yeniden geri gelmesidir. Sağma konusunda إِفَاقَة ise, memenin tekrar sütle dolmasıdır. Sağımdan sonra memede toplanan her süte فِيقَة denir. İki sağım arasındaki süreye فُوَاق denir. مَا لَهَا مِنْ فَوَاقٍ (38/Sâd 15); yani kendisine döneceği bir rahatı yok. Kimisine göre ise; dünyaya dönüşü yok.

Ebu Ubeyde şöyle der: Âyet, zamme ile مِنْ فُوَاقٍ şeklinde okunduğunda; فُوَاقُ النَّاقَةِ ; yani iki süt sağımı arasındaki süre, anlamından gelir. Bazılarına göre de söz konusu kemlime, her iki kıraatte de aynı anlama gelir. Tıpkı جَمَام (dinlenme) ve جُمَام gibi. اِسْتَفِقْ نَاقَتَكَ : Sütü birikinceye kadar deveni bırak. فَوِّقْ فَصِيلَكَ : Az aralıklarla buzağına süt içir. ظَلَّ يَتَفَوَّقُ الْمَخْضُ : Deve yavrusuna aralıklarla süt içirmeye devam etmektedir. Şair de şöyle der:

حَتَّى إِذَا فِيقَةٌ فِي ضَرْعِهَا اِجْتَمَعَتْ -359

359- Ta ki sağdıktan sonra memesinde süt toplanıncaya kadar.