|
Mustafa İslamoğlu Meali |
[1109] Zann, burada “sahte din, bâtıl inanç” anlamında kullanılmaktadır. Bununla, yığınların sırf yaygın bâtıl inançlara ve varsayımlara dayalı olarak ortaya koydukları iyi ve kötü, helâl ve haram, sevap ve günah ölçütlerinin keyfiliğine dikkat çekilmektedir. Bu cümleden olarak cahiliyye Araplarının birtakım hayvanları bâtıl inançlarla kutsayarak onların etini yemeyi kendilerine yasaklamaları zikredilebilir. Devamındaki âyetler bunun ifadesidir. [1110] Yahrusûn fiili, “kesin bilgi” olan yakîn yerine zan ve tahmine dayalı spekülatif bilgiyle hareket etmeyi ifade eder. Bu âyette, sosyal bir kanun dile gelmektedir: ‘Yeryüzünde yaşayan insanların çoğunun inancı sağlam bilgiye değil çürük ve spekülatif bilgiye dayanır.’ İnsanların çoğu inanmadığı için değil, inancını sağlam kaynaklara dayandırmadığı için saparlar. Kur’an insanlığın bu kadim hastalıktan kurtulması için, muhatabını iki ayaklı bilgi sistemini kabule davet eder: “gayb” ve “şehadet” (59:22). Vahyin konusu olan “gayb” ancak Allah’ın bildirdiği kadar bilinir. Aklın konusu olan “şehadet” ise ilim ve tecrübeyle bilinir. İnanç alanında bu ikisine aykırı her şey zan ve spekülatif bilgi kapsamına girer. Bu sahte bilgidir. Sahte bilgiye dayalı dindarlık ise sahte dindarlıktır. Bir dine en büyük kötülüğü onu İnkâr edenler değil, spekülasyona dayalı zanni bilgilerini din ve iman boyasıyla boyayanlar yapar. Kur’an, zanni ve spekülatif bilgiyi din ve iman boyasıyla boyayıp pazarlayanlara harrâsun adını veriyor ve onlara lanet okuyor: “Kahrolsun zan ve spekülatif bilgiye din kılıfı geçirenler...” (51:10) |